>

>

ÖZDEMİR ASAF: DÜŞÜNSELLİKTEN DÜŞSELLİĞE

>

>

ÖZDEMİR ASAF: DÜŞÜNSELLİKTEN DÜŞSELLİĞE

>

>

ÖZDEMİR ASAF: DÜŞÜNSELLİKTEN DÜŞSELLİĞE

ÖZDEMİR ASAF: DÜŞÜNSELLİKTEN DÜŞSELLİĞE

Temmuz


ÖZDEMİR ASAF: DÜŞÜNSELLİKTEN DÜŞSELLİĞE

“Beni çağırmadınız, kalkıp ben kendim geldim.
Uzaklardan size bir haber getirdim geldim.

Bıraktıklarınızdan, unuttuklarınızdan
Sımsıcak anılası günler getirdim”

deyip umuda çağrı yapan bir sonsuzluk şairini getirdim ben de size. Düşlerimizin ucundan tutup bizi yaşama çağıracak seslerin hızla evrene karıştığı, bir garip çağın orta yerindeyiz. Her şeyin ve herkesin aynılaşmasına onca uğraşılırken duyumsadıklarımız ve bize ilişkin olanla içinde dönüp durduklarımızın karşıtlığı içinde, orada bir yerlerdeyiz. Şiire sığınanların yanından selam ve muştu getirenlerimiz olsun hep. Öyle ya şu dizelerin yüreğimize serptiklerinin adı ne olur ki?

 “Gömütleri andıran yapılarınızdaki
Yaşantılarınıza evler getirdim geldim
Tek tek, ayrık soluyan bitkiseller yerine
Yüz yüze, dönük, gülen sizler getirdim”

Özdemir Asaf şiirlerinin bir özgünlüğü vardır. İkilik ve dörtlüklerden oluşur genellikle. Asaf, şiirin iletisi olmasından yanadır. Kısa bir söz varlığından koca bir felsefe fışkırır o yüzden.

Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin

“Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim / İncinirsin” dizelerinde insanın kendini saklama fenomenine güzel bir gönderme yapar. Şu kısacık şiire sığdırdığı aşksa akıllara durgunluk:

“Kim o, deme boşuna
Benim, ben
Öyle bir ben ki gelen kapına
Baştan başa sen.”

Aşık Veysel’in “Guzelliğin on par’etmez / Şu bendeki aşk olmasa” dizelerinden uçup gelmiş bir varoluş felsefesine gönderme yapar şu şiiriyle:

“Ben” kattım sana biraz
Öyle sevdim seni
Çünkü sen de bensin
O kadar güzel değilsin hani

 “Baharda kışı
Kışın da baharı özler insan
Ne uzaksa onu özler
Kavuşmak şart mı boşver
Bazı şeyler yokken güzel”

diyerek insan doğasının “yokluk → varlık” ikilemine renklice dokunur. Bu dokunuştan ulaşılmak istenenin asıl erek olduğu, ulaşılan şeyinse insan ruhunu doymadığı gerçeği şiirle taçlandırılarak sunulur bize. Hem düşlerimize soluk aldırıp hem de durup kendimize “biz”e, “ben”e baktığımız seslenişlerdir tüm bu dizelerden akanlar.

“Dün sabaha karşı kendimle konuştum
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
Yokuşun başında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum”

dizeleriyle karşımızda dikilen Özdemir Asaf, bizi eylemlerimizin sorumluluğunu almaya çağırır adeta. “Ah bu biz, ah!” der, dost-düşman ikiliğinin bizimle başlayıp bizimle bitişini yüzümüze karşı çekincesizce fısıldar. Dizelerden üstümüze yağan düşünce kırıntıları, duygu parçacıklarıyla bezelidir. Dur durak bilmeden kendimize çıkan yollardan söz eder bize.

Galatasaray Lisesi’nde okuyup Kabataş’tan mezun bu İstanbul beyefendisinin nahifliğiyle ve “r”leri söyleyemeyişiyle ilgili anekdotlar döner durur popüler kültürde. Ama biz biraz daha derinlere baktığımızda şiirlerinin içinden akan düşünsel yolculuğun insana ilişkin olduğu kadar  onun zarafetinin ve nahifliğinin de izlerini taşıdığını görürüz.

“Ben sana hep üşüyordum
Çünkü kıştım
Nakıştım, bakıştım
İnkâr etmiyorum da bunu
Seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım
Ve lütfen inkâr etme
Sana en çok ben yakıştım”

Yüreğimizde yankılanan bu dizelerin şairine, haziran şairlerine selam olsun! 

Sevgilerimle
Belgin Akalın
belginakalin@hotmail.com

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.