Ferit Odman Röportajı
Ferit Odman Röportajı

Cazın En Güzel Tarafı Özgürlük...
Ama Bu Özgürlük Kuralsızlık Değil !
Türkiye caz sahnesinin uluslararası alanda başarıyla temsil edilen önemli isimlerinden, davul sanatçısı ve besteci Ferit Odman ile müziğe, üretim yolculuğuna ve sanat anlayışına dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Kendi özgün çizgisini yıllar içinde istikrarlı bir şekilde oluşturan Ferit Odman; cazın disiplinini, doğaçlamanın özgürlüğünü ve müziğe duyduğu tutkuyu her projesine yansıtmaya devam ediyor. Yeni çalışmalarından kariyerindeki dönüm noktalarına, ilham kaynaklarından Türkiye'de caz müziğinin bugününe kadar birçok konuyu konuştuğumuz bu özel röportajda, sanatçının müziğe bakış açısını ve üretim sürecini yakından keşfetme fırsatı bulduk.
Keyifli okumalar...
16 yaşında başlayan bir serüven ve sahne ile buluşma… Nasıl bir dilek tuttunuz ki, bugünlere gelebildiniz?
Aslında özel bir dilek tuttuğumu hatırlamıyorum. Ben genel olarak ne hayal edersem oluyor, ama isteklerimi bir hedef haline getirip onun için çok çalışıyorum. O yaşlarda hayalim sevdiğim müzisyenlerle aynı dili konuşacak seviyeye gelmekti. Bugün dönüp baktığımda, büyük hedeflerden çok küçük ama sürekli atılmış adımların insanı bir yere getirdiğine inanıyorum.
Dönüp baktığımızda kariyeriniz 28 yılı doldurdu… Bir cümle ile neler söylemek istersiniz?
Eğer sevdiğin işi yaparsan, hayatın boyunca bir kez bile çalışmış olmazsın. (Konfüçyüs)
Peki, 28 yılda tabii ki birçok şey değişti ve gelişti… 28 yıl size neler kazandırdı desem?
İlk yıllarda insan hep daha hızlı ilerlemek istiyor. Zamanla anlıyorsunuz ki hayatta gerçekten kalıcı olan şey hız değil, derinlik. Bunun yanında dünyanın farklı ülkelerinde yaşamak, farklı kültürlerden müzisyenlerle aynı sahneyi paylaşmak bana sadece müzik değil, farklı kültürleri anlamak ve dünya insanı olmak adına da çok şey kattı.
Azim mi? Hırs mı?
Ben azim derim…
Hırs bazen sizi başkalarıyla yarıştırır. Azim ise sizi sadece dünkü halinizle yarıştırır. Ben hiçbir zaman başkasından daha iyi olmaya çalışmadım. Sadece bir önceki konserimdeki Ferit’ten daha iyi olmaya çalışıyorum.
Caz müziği nasıl bir tatmin edici duygu?
Cazın en güzel tarafı özgürlük. Ama bu özgürlük kuralsızlık değil. Tam tersine, yıllarca çalıştıktan sonra kuralları doğal bir dil gibi konuşabilmeye başlıyorsunuz. O noktada sahnede her konser gerçekten tek ve tekrar edilemez bir ana dönüşüyor. Bu da cazı her gece yeniden heyecan verici kılıyor.
New York size çıtayı gösteriyor. Her gece dünyanın en iyi müzisyenlerini dinleyebiliyorsunuz ve bu sizi sürekli gelişmeye zorluyor. İstanbul ise daha sıcak ve daha samimi bir üretim ortamına sahip…
Peki, davul nasıl bir haz?
Davul benim için sadece ritim çalmak değil. Bir grubun kalp atışını yönetmek gibi. Bazen görünmez olmanız gerekir, bazen de tek bir vuruşla bütün enerjiyi değiştirebilirsiniz. O dengeyi kurabilmek hâlâ bana büyük keyif veriyor.
İsveç’te AFS değişim öğrencisi olarak yaşadığın deneyimin oldu… Müziğe olan bakış açını nasıl şekillendirdi? İsveç’in müzik kültürü sana neler kattı peki?
17 yaşındaydım. İlk defa ailemden ve ülkemden uzun süre ayrı kaldım. Aslında en büyük kazancım müzikten önce insan olarak değişmekti. Farklı bir kültürün içinde yaşamayı, dinlemeyi ve önyargısız olmayı öğrendim. İsveç’te insanların sanata ve bireysel üretime duyduğu saygı beni çok etkiledi. Belki bugün uluslararası ortamlarda kendimi rahat hissedebiliyorsam, bunun temeli o yıllarda atıldı.
Mulgrew Miller hayatında önemli bir yer bildiğim kadarıyla?
Çok büyük bir yeri var. Fulbright bursuyla New York’a gittiğimde albümlerini dinlediğim harika müzisyen bir anda hocam oldu ama zamanla sadece hocam değil, örnek aldığım bir insan, mentor hâline geldi. Ondan öğrendiğim en önemli şey, büyük bir müzisyen olmanın büyük bir insan olmaktan geçtiğiydi. Mütevazılığı, nezaketi ve müziğe duyduğu sonsuz saygı hâlâ bana yol göstermeye devam ediyor. Keşke bu kadar erken kaybetmeseydik kendisini.
Hırs bazen sizi başkalarıyla yarıştırır. Azim ise sizi sadece dünkü halinizle yarıştırır. Ben hiçbir zaman başkasından daha iyi olmaya çalışmadım…
İstanbul caz sahnesi ile New York caz sahnesini karşılaştırdığında size artıları eksileri neler oldu?
New York size çıtayı gösteriyor. Her gece dünyanın en iyi müzisyenlerini dinleyebiliyorsunuz ve bu sizi sürekli gelişmeye zorluyor. İstanbul ise daha sıcak ve daha samimi bir üretim ortamına sahip. Burada uzun soluklu müzikal ilişkiler kurabiliyorsunuz. İkisinden de çok şey öğrendim. Birini diğerine tercih etmek yerine, ikisinin bana kattıklarını bir araya getirmeye çalışıyorum.
Caz dünyasında saygınlık kazanman… Süreklilik ve tutarlılık mı? Yoksa bir saygı duruşu mu?
Bence saygınlık istenerek kazanılan bir şey değil. Yıllar boyunca işinizi aynı özenle yaparsanız insanlar buna zaman içinde karşılık veriyor. Ben hep “nasıl daha iyi çalarım?” diye düşündüm.
Sanırım gerisi doğal olarak geldi.
Ve tabii ki hayatınızda önemli bir yeri olan Kerem Görsev?
Kerem Görsev benim için sadece birlikte çaldığım bir müzisyen değil, artık aile gibiyiz. Uzun yıllardır aynı sahneyi paylaşmanın getirdiği çok özel bir müzikal bağımız var. Birlikte yüzlerce konser verdik. Böyle bir birliktelik zamanla konuşmadan anlaşmaya dönüşüyor. Bugün sahnede birbirimizi şaşırtabiliyor olmamızın sebebi de yılların getirdiği güven.
Dünyada caz müziği sizce nereye gidiyor ve gelecek yüzyılda gereken önem ve saygıyı görecek mi?
Ben caz adına oldukça umutluyum. Çünkü sadece Amerika’nın müziği değil. İstanbul’dan Tokyo’ya, Oslo’dan Buenos Aires’e kadar herkes kendi kültürünü bu müziğin içine katıyor. Bu çeşitlilik cazı zayıflatmıyor; tam tersine daha da zenginleştiriyor.
İyi müzik her zaman yaşar. AI ile yapılan ruhsuz müziklerin ise öleceğine eminim.
Plak olarak kaydettiğin albümler çok dikkat çekti. Analog kayıt yapma tercihin arkasındaki neden neydi gerçekten? Müziğindeki ses kalitesi ve kayıt süreci senin için ne ifade ediyor?
Ben müziği sadece notalar olarak görmüyorum. Sesin dokusu da müziğin bir parçası. Analog kayıtların ve plağın insana daha fiziksel, daha gerçek bir dinleme deneyimi sunduğunu düşünüyorum. Elbette dijital kayıt teknolojisi inanılmaz gelişti ama ben albüm dinlerken hâlâ nefesi, odanın akustiğini ve enstrümanların doğal titreşimini duymayı seviyorum. Bu yüzden kayıt süreci benim için icranın kendisi kadar önemli.
Çok teşekkür ederim bu röportajımızda bir arada olduğumuz için… Röportajımızı bitirirken caz dünyasına, kariyerinize, genç yeteneklere ve yeni projeleriniz için neler paylaşmak istersiniz?
Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Ama müzisyen olmak sadece bilgiyle olmuyor. Merak etmek, dinlemek, sabretmek ve iyi bir insan olmaya çalışmak en az enstrüman çalışmak kadar önemli. Genç müzisyenlere tavsiyem, kendilerini kimseyle kıyaslamamaları. Kendi seslerini bulmaya çalışsınlar. Çünkü müzikte en değerli şey, başkasına benzememek. Ben de üretmeye, öğrenmeye ve sahnede olmaya aynı heyecanla devam etmek istiyorum. Yapacak daha çok müzik, paylaşacak daha çok hikâye olduğuna inanıyorum.












