
Çağdaş sanat, teknolojinin sınırları zorlayan hızıyla kabuk değiştirmeye devam ederken; geleneksel üretim biçimleri ile dijital dünyanın olasılıkları benzersiz bir kesişim kümesinde buluşuyor. Heykel sanatçısı Eylem Akgül Sunguroğlu, bu dönüşümün tam merkezinde, sanatsal pratiğini bambaşka bir boyuta taşıyan öncü bir çalışmaya imza atıyor: “Lotuslu Kadın”.
Yaklaşık 600 yıllık tarihiyle Ankara Kalesi’nin kalbinde yer alan Pilavoğlu Han’ın mistik atmosferinde hayat bulan bu eser; yapay zekanın ürettiği bir imgenin, sanatçının ellerinde üç boyutlu, et ve kemiğe bürünmüş fiziksel bir forma dönüşme hikayesi. Yapay zeka sanatçısı Oğuz Uzol ile başlayan ortak vizyonun, insan eli ve ruhuyla yeniden anlamlandırıldığı bu süreç, sadece teknik bir dönüşümü değil; insan, doğa ve zaman kavramlarının yeniden sorgulandığı kavramsal bir katmanı da beraberinde getiriyor.
ArtNouva fuarında izleyiciyle buluştuğu ilk andan itibaren büyük merak uyandıran Lotuslu Kadın’ı, sanatta risk almaktan çekinmeyen üretim cesaretini ve Anadolu’nun kadim geçmişine uzanacak yeni projelerini Eylem Akgül Sunguroğlu ile konuştuk. Sanatçının da dediği gibi, belki de şimdi hepimiz için tam zamanı: “Karanlığın içinden çık ve kendini yeniden yarat.”
“Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Sanat pratiğiniz nasıl şekillendi?”
Ben heykel sanatçısı Eylem Akgül Sunguroğlu.
Yaklaşık 16 yıldır heykel alanında üretim yapıyorum.
Çalışmalarımda ağırlıklı olarak kadın formu, dönüşüm ve insanın içsel süreçleri üzerine yoğunlaştım.
Zaman içinde üretim pratiğim daha katmanlı bir hale geldi.
Sadece form üretmek değil, o formun taşıdığı anlam, süreç ve bağlam benim için daha belirleyici olmaya başladı.
Son dönemde ise dijital üretim biçimleriyle ilgilenmeye başladım.
Özellikle yapay zeka ile oluşan imgelerin fiziksel dünyada nasıl var olabileceği üzerine çalışıyorum.
“Lotuslu Kadın nasıl ortaya çıktı?”
Uzun süredir yapay zeka, teknoloji ve sanatın kesiştiği alan ilgimi çekiyordu.
Bu üretim biçimini kendi sanat pratiğime nasıl entegre edilebileceğim üzerine bir arayış içindeydim.
Bu süreçte, yapay zeka sanatçısı Oğuz Uzol ile yollarımız kesişti. Onun yarattığı dijital imge ve ortak vizyonumuz, Lotuslu Kadın’ın ilk kıvılcımını oluşturdu.
Karşılıklı fikir alışverişiyle oldukça heyecan verici ve yaratıcı bir sürecin içine girdik.
O imge benim için sadece bir görsel değildi, fiziksel dünyada nasıl varlık kazanabileceğini sorguladığım bir başlangıç noktasıydı.
Sonrasında bu dijital imgeyi kendi yorumumu ve sanatsal dokunuşlarımı ekleyerek üç boyutlu bir forma dönüştürdüm.
Bu süreçte benim için önemli olan, bir görüntüyü birebir kopyalamak değil, onu yeniden anlamlandırmak ve kendi üretim dilimle dönüştürmekti.
Bu yüzden Lotuslu Kadın’ı bir sonuç olarak değil, dijital ile fiziksel üretimin kesiştiği yeni bir üretim dilinin başlangıcı olarak görüyorum.
“Bu çalışmayı diğerlerinden ayıran ne?”
Bu çalışmayı benim için farklı kılan şey, dijital bir imgenin fiziksel dünyada yeniden varlık kazanma biçimi.
Yapay zeka ile üretilmiş bir görüntüyü alıp birebir üretmekten ziyade, onu yeniden yorumlayarak üç boyutlu bir forma dönüştürmek benim için asıl süreçti.
Burada sadece bir teknik dönüşüm değil, aynı zamanda anlamın da dönüşümü söz konusu.
Dijital ortamda var olan bir imge, fiziksel dünyada yeni bir kimlik kazanıyor ve şu anda üç boyutlu olarak bir yer işgal ediyor.
Bu nedenle Lotuslu Kadın’ı sadece bir heykel olarak değil, sanatta yeni bir üretim dilinin başlangıcı ve bu yaklaşımın öncü örneği olarak değerlendiriyorum.
“Yapay zeka bu süreçte nasıl bir rol oynadı?”
Yapay zeka bu süreçte benim için bir üretim aracı olmanın ötesinde, bir başlangıç noktasıydı.
Ortaya çıkan imge, tamamlanmış bir sonuçtan çok, üzerinde düşünebileceğim ve geliştirebileceğim bir alan açtı.
Benim asıl sürecim ise o imgeyi alıp yeniden yorumlamak, ona fiziksel bir varlık kazandırmak ve kendi üretim dilimle dönüştürmekle başladı.
Bu nedenle yapay zekayı, üretimin merkezinde değil, süreci tetikleyen ve yön açan bir araç olarak konumlandırıyorum.
“Ankara Kalesi’nde, tarihi bir handa üretmek sizin için nasıl bir deneyimdi?”
Lotuslu Kadın, yaklaşık 600 yıllık Tarihi Pilavoğlu Han’ın duvarları arasında hayat buldu.
Geçmişin ruhunu taşıyan tarihi bir mekanda, geleceğe dokunan modern ve öncü bir sanat eserinin doğması benim için oldukça etkileyiciydi.
Geçmiş ile geleceğin buluştuğu bu atmosferde; gelenek ile yeniliğin, insan eli ile yapay zekânın bir araya geldiği çok özel bir yaratım süreci yaşandı.
Lotuslu Kadın tam da bu zamanlar arası köprüde şekillendi.
Bu nedenle Tarihi Pilavoğlu Han benim için sadece fiziksel bir üretim alanı değil, eserin ruhunu besleyen önemli bir katman haline geldi.
“Lotuslu Kadın’ı şekillendirirken hangi sembolleri ve anlam katmanlarını özellikle vurguladınız?”
Bu eserde özellikle kadın figürü, lotus ve malzeme seçimi benim için oldukça bilinçliydi.
Kadın figürünün yüzeyindeki dokuları özellikle bıraktım.
Oradaki izler; yaşam deneyimlerini, kırılganlığı, dönüşümü ve insan olmanın katmanlarını temsil ediyor.
Kadının baş kısmında taç formunda konumlanan büyük lotus çiçeğini ise bilinçli bir tercihle tamamen pürüzsüz ve kusursuz bir formda tasarladım.
Benim için lotus; zihinsel arınmayı, yeniden doğuşu ve insanın kendi içsel dönüşümünü simgeliyor.
Baş bölgesinde konumlanması da zihinsel farkındalık ve yeniden doğuş fikrini daha güçlü vurguluyor.
Kaideyi ahşap seçmem de yine doğayla olan bağı güçlendirmek içindi.
Heykelin bütününe baktığımızda aslında üç katman görüyoruz: insan, doğa ve zaman.
“Bu eser izleyicilerde nasıl bir duygusal veya düşünsel etki bırakıyor?”
Lotuslu Kadın ilk kez ArtNouva fuarında izleyiciyle buluştu ve oldukça yoğun bir ilgi gördü.
İzleyicilerin en çok dikkatini çeken şeylerden biri eserin özgünlüğü ve ortaya çıkış süreci oldu.
Yapay zeka ile başlayan bir imgenin fiziksel bir heykele dönüşmesi birçok kişide büyük merak uyandırdı.
Bu yeni yaratım diliyle ortaya çıkan heykelin hem teknik süreci hem de taşıdığı kavramsal katmanlar izleyicilerle güçlü bir bağ kurdu.
Duygusal olarak ise insanların özellikle dönüşüm, umut ve yeniden doğuş hissine temas ettiğini gözlemledim.
Benim için en değerli şey, insanların eserin karşısında sadece bakıp geçmemesi; durup düşünmesi, sorgulaması ve kendi anlamlarını kurmaya başlaması oldu.
“Bu projenin çağdaş sanat anlayışında nasıl bir yerde durduğunu düşünüyorsunuz?”
Çağdaş sanat sürekli dönüşen ve yeni ifade alanları arayan bir yapı içinde ilerliyor.
Teknoloji de artık bu dönüşümün önemli parçalarından biri haline geldi.
Lotuslu Kadın’ı bu anlamda sadece bireysel bir eser olarak görmüyorum.
Benim için bu çalışma, dijital üretim ile geleneksel heykel pratiğinin kesiştiği yeni bir alan açıyor.
Yapay zeka ile oluşan bir imgenin, insan eliyle yeniden yorumlanarak fiziksel dünyada varlık kazanması oldukça yeni bir üretim biçimi.
Bu yönüyle Lotuslu Kadın’ı, çağdaş sanat içinde gelişen yeni bir üretim dilinin başlangıcı ve bu yaklaşımın öncü örneği olarak görüyorum.
Önümüzdeki yıllarda dijital ve fiziksel üretimin daha fazla iç içe geçeceğini düşünüyorum ve bu dönüşümün içinde üretmeye devam etmek benim için oldukça heyecan verici olacak.
“Bundan sonraki üretim süreciniz nasıl şekillenecek? Yeni projeleriniz var mı?”
Lotuslu Kadın aslında bir sonuç değil, başlangıçtı.
Bu yeni yaratım dilini güçlendirmek için şu anda, Zuhal Vardareli tarafından yaratılan ‘Doğum’ adlı yapay zeka görselini kendi yorumumla fiziksel bir heykele dönüştürüyorum.
Bu çalışma da dijital bir imgenin gerçek dünyada yeni bir varlık kazanma sürecini farklı bir noktaya taşıyacak, sanatta bu yeni yaratım dilinin ikinci adımı olacak.
Aslında burada bilinçli bir yaratım süreci kurguladım.
Bu yeni üretim dilini geliştirmek ve kalıcı hale getirmek adına iki farklı yapay zeka sanatçısının eserlerini yorumlamayı seçtim.
Oğuz Uzol ile ortaya çıkan Lotuslu Kadın ve şu anda üzerinde çalıştığım Doğum, bu yolculuğun ilk iki adımı.
Sonraki aşamada ise tamamen kendi ürettiğim yapay zeka görsellerini fiziksel forma dönüştüreceğim.
Anadolu’nun kadim geçmişinden ilham alan ve yapay zeka ile tasarladığım yedi kadın figüründen oluşan yeni bir seri üretmeyi planlıyorum.
Bu süreçte hem dijital imgeyi yaratan hem de onu fiziksel forma dönüştüren sanatçı olarak daha bütüncül bir üretim alanına geçiyorum.
Ben sanatta sınır tanımayan bir üretim cesaretine inanıyorum.
Aynı şeyleri tekrar etmek yerine, yeni yaratım yolları keşfetmeyi ve risk almayı seçiyorum.
Ve izleyiciye son olarak şunu söylemek istiyorum;
“Karanlığın içinden çık ve kendini yeniden yarat.”










