>

>

İnci Aksoy Röportajı

>

>

İnci Aksoy Röportajı

>

>

İnci Aksoy Röportajı

İnci Aksoy Röportajı

Röportaj

Dijital Sanat Yayıncılığının Öncü İsmi İnci Aksoy ve 18 Yıllık Sanat Hafızası

​Türkiye’de dijital yayıncılığın henüz emekleme aşamasında olduğu bir dönemde, vizyoner bir adımla sanat dünyasını ekranlara taşıyan bir platform düşünün... EKAV Vakfı ve ARTtv Kurucusu İnci Aksoy, 2008 yılında temellerini attığı Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu ARTtv ile tam 18 yıldır sanatın izini sürüyor, belgeliyor ve geniş kitleler için görünür kılıyor.

​Yıllar içinde titizlikle oluşturulan zengin video koleksiyonu, bugün yalnızca sanatseverlerin değil; okulların ve üniversitelerin de derslerinde yararlandığı devasa bir eğitim kaynağına ve yaşayan bir sanat hafızasına dönüşmüş durumda. Kültür-sanat dünyasına kattığı bu benzersiz değerle ARTtv, geride bıraktığı yıllarda başarısını prestijli ödüllerle de taçlandırdı:

​2008 Altın Örümcek Halkın Favorisi Ödülü ile dijital yayıncılık alanındaki öncülüğünü ilk yılından tescilledi.

​2018 Dünya Sanat Günü Basın Onur Ödülü (UPSD) ile sanatın yaygınlaşmasına ve haberciliğine sunduğu katkıyı kanıtladı.

​2024 ArtContact İstanbul Kurum Onur Ödülü ile de sanat dünyasındaki köklü ve sarsılmaz yerini bir kez daha perçinledi.

​Sanatı gelecek kuşaklara aktarma misyonunu ilk günkü heyecanla sürdüren İnci Aksoy ile ARTtv’nin ilham veren hikayesini, dijital yayıncılığın dünden bugüne yolculuğunu ve sanatın geleceğini konuştuk.

Art TV, 2008 yılında Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu olarak kuruldu. Henüz dijitalleşmenin ve video içerik tüketiminin bu denli yaygın olmadığı bir dönemde böyle bir vizyonu hayata geçirme fikri nasıl doğdu?

Her şeyden önce, sanata duyduğum derin tutku ve sanatın daha geniş kitlelere ulaşması gerektiğine olan sarsılmaz inancım bu fikrin temelini oluşturdu. 2008 yılında internet bugünkü hızında ve yaygınlığında değildi, akıllı telefonlar henüz hayatımızı bu denli ele geçirmemişti. Ancak dünyadaki trendleri yakından takip ediyordum ve geleceğin dijitalde, özellikle de video içerikte olduğunu görebiliyordum. Geleneksel medyanın sanata ayırdığı yer her geçen gün daralıyordu; bir sergi açılıyor, gazetede küçücük bir kupürle geçiştiriliyor ya da ana haber bültenlerinin sonunda birkaç saniye yer bulabiliyordu. "Neden sanatın kendi televizyonu olmasın?" sorusuyla yola çıktık. Sanatı zaman ve mekan sınırlarından kurtararak, herkesin tek bir tıkla ulaşabileceği dinamik, yaşayan bir platform kurma fikri, o dönemin şartlarında bir çılgınlık gibi görünse de benim için kaçınılmaz bir vizyondu.

Geleneksel medyanın kültür-sanata ayırdığı alanın daraldığı bir dönemde dijital bir mecra kurdunuz. Geçen 18 yıla dönüp baktığınızda, Art TV’nin Türkiye’deki çağdaş sanat ortamının arşivlenmesindeki ve hafıza oluşturmasındaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün geriye dönüp baktığımda en çok gurur duyduğum, beni en çok duygulandıran nokta tam olarak bu: Muazzam bir görsel hafıza ve dijital bir arşiv yaratmış olmak. Geçen 18 yılda, Türkiye’nin çağdaş sanat tarihine yön veren yüzlerce sanatçıyla röportajlar yaptık, binlerce sergiyi kayda aldık, bienalleri, fuarları adım adım takip ettik. Bugün ne yazık ki aramızda olmayan çok değerli ustalarımızın sesleri, görüntüleri, sanat felsefeleri Art TV arşivinde ilk günkü canlılığıyla duruyor. Sanat uçucu bir deneyimdir; bir sergi açılır ve bir ay sonra biter. Eğer onu belgelemezseniz tarihin tozlu sayfalarında kaybolur. Art TV, Türkiye'nin son çeyrek asırdaki sanat üretimini kayıt altına alarak sadece bugüne değil, geleceğin sanat tarihçilerine, araştırmacılarına ve gençlerine eşsiz bir kaynak bıraktı. Biz sadece bir televizyon değil, Türkiye'nin çağdaş sanat belleğiyiz.

Dijital yayıncılık teknolojileri ve sosyal medya algoritmaları sürekli değişiyor. Art TV’nin ilk yıllarındaki yayıncılık dinamikleri ile bugünün hızlı tüketilen dijital içerik dünyası arasında nasıl bir köprü kuruyorsunuz?

Biz kurulduğumuzda uzun metrajlı, belgesel tadında, derinlikli videolar ön plandaydı. İzleyici bilgisayar başına geçip vakit ayırarak sanat izliyordu. Bugün ise çok daha hızlı, saniyelerle yarışan, mobil odaklı ve algoritma güdümlü bir içerik dünyası var. Bu dönüşüme ayak uydurmamak dijital dünyada yok olmak demektir. Biz Art TV olarak özümüzden, kalitemizden ve sanata olan saygımızdan ödün vermeden bu köprüyü kuruyoruz. Nasıl yapıyoruz? İçeriğin o saygın ve derinlikli özünü koruyor, ancak sunum biçimimizi modernleştiriyoruz. Instagram Reels, TikTok gibi platformların dinamiklerine uygun, gençlerin dilini yakalayan daha kısa, vurucu ve hap içerikler üretiyoruz; ama o içeriğin arkasındaki entelektüel birikimi asla eksiltmiyoruz. Teknolojiyi ve algoritmaları bir düşman değil, sanatı daha çok kişiye ulaştırmak için birer araç olarak görüyoruz.

Her zaman "sanatın sadece elit bir kitleye ait olmaması gerektiği" vizyonunu savundunuz. Sanatı dijital ekranlar aracılığıyla toplumun her kesimine, özellikle de gençlere ulaştırırken ne gibi dirençlerle ya da kolaylıklarla karşılaştınız?

En büyük direnç, sanat dünyasının o dönem var olan, kalıplaşmış "elitist" duvarlarıydı. Sanatın sadece belirli bir zümrenin, koleksiyonerlerin ya da entelektüellerin tekelinde olması gerektiğine inanan, dijitali hafif bulan küçümseyici bir bakış açısı vardı başlangıçta. "Ekranda sanat mı olur?" diyenler oldu. Ancak en büyük kolaylığı ve motivasyonu da tam tersi bir kitleden, yani gençlerden ve Anadolu'nun dört bir yanındaki sanatseverlerden gördük. Ankara'da, İzmir'de, Diyarbakır'da, Trabzon'da yaşayan ve İstanbul'daki bir sergiye fiziki olarak gelme imkanı olmayan bir gencin, Art TV sayesinde o sergiyi küratörünün ağzından gezebilmesi, bize teşekkür mesajları atması tüm dirençleri kırdı. Ekranlar, sanatın önündeki o görünmez, soğuk duvarları yıktı ve sanatı demokratikleştirdi. Gençlerin o açık zihinleri ve teknolojiye olan yatkınlıkları bizim en büyük itici gücümüz oldu.

Sanat galerileri, müzeler ve bienaller fiziki mekanlar. Art TV ile bu mekanları dijital dünyaya taşırken, izleyicide "yerinde görme" arzusu ile "ekrandan deneyimleme" dengesini nasıl sağlıyorsunuz?

Dijital dünya ile fiziki mekan birbirinin alternatifi değil, aksine birbirinin en büyük tamamlayıcısıdır. Biz ekranda sergiyi gösterirken amacımız "Bunu izlediniz, artık gitmenize gerek yok" demek değil. Tam aksine, izleyicide merak uyandırmak, o eserin karşısında durma arzusunu tetiklemek. Ekranda sanatçının atölyesini, eseri üretirken döktüğü teri, küratörün o sergiyi kurarken arkada yatan felsefesini anlatıyoruz. İzleyici bunu gördüğünde, esere karşı bir bağ kuruyor. O bağı kurduktan sonra fiziki mekana gittiğinde, sergiyi sadece "bakarak" değil, "bilerek" ve hissederek geziyor. Dijital içerik, izleyiciyi hazırlayan ve mekana çeken bir davetiyedir. Bu dengeyi, içeriği bir son nokta olarak değil, sanatla fiziki buluşmayı başlatan bir ilk adım olarak kurgulayarak sağlıyoruz.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla yakın bağlarınız var. Türkiye'de genç sanatçıların yetişmesi ve onların görünürlük kazanması adına kurumsal desteklerin ve dijital platformların rolü sizce ne olmalıdır?

Genç sanatçılar bu ülkenin geleceğidir ve onlara destek olmak benim hayat misyonlarımdan biri. Türkiye’de çok yetenekli, pırıl pırıl bir gençlik var ancak en büyük sorunları görünürlük ve ekonomik sürdürülebilirlik. Bu noktada üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, kurumsal markaların ve dijital platformların tam bir senkronizasyon içinde çalışması gerekiyor. Kurumlar sadece sergi sponsoru olmamalı; genç sanatçılara burs, atölye imkanı ve üretim fonları sağlamalı. Dijital platformlar ise bu sanatçıların sesini dünyaya duyurabilecekleri en özgür mecralar. Art TV olarak biz her zaman genç sanatçılara ekranımızı sonuna kadar açtık. Dijital platformlar, geleneksel galerilerin hiyerarşik yapısına takılmadan, bir gencin eserini milyonlara ulaştırabilir. Kurumlar fonlamalı, dijital platformlar ise o yeteneği görünür kılarak parlatmalıdır; formül budur.

Geçmişten bugüne EKAV Art Galeri ve dijital sanat platformu yöneticiliğine uzanan yolculuğunuzda, bir sanat yöneticisi olarak edindiğiniz en büyük "kulak küpesi" ne oldu?

Benim için en büyük kulak küpesi: "Yeniliğe açık olmak, ancak kaliteden ve samimiyetten asla ödün vermemek."Sanat dünyası çok dinamiktir, trendler değişir, teknolojiler değişir, galeriler kapanır dijital platformlar açılır... Eğer değişime direnirseniz yok olursunuz. Almelek sanat galerisi dönemindeki fiziksel ilişki yönetimiyle, bugünün dijital kitle yönetimi teknik olarak çok farklı. Ama değişmeyen tek bir şey var: Sanatçıya ve sanatsevere duyulan saygı. Sanat yöneticisi ego taşımamalı, sanatçı ile toplum arasında bir köprü olduğunu unutmamalıdır. Bir de tabii ki sabır ve tutku. Bu alanda tutkunuz yoksa, sadece ticari bakıyorsanız uzun soluklu olmanız imkansızdır.

Çağdaş Türk sanatının uluslararası alanda tanıtılması adına pek çok proje yürüttünüz. Sizce Türk sanatçıların küresel sanat pazarında hak ettiği yere ulaşması için şu an en çok ihtiyaç duyduğumuz hamle nedir?

En çok ihtiyaç duyduğumuz hamle, **"kamu, özel sektör ve sanat aktörlerinin bir arada yürüteceği, vizyoner ve sürdürülebilir bir devlet politikası."** Bizim sanatçılarımızın dünya çapındaki isimlerden hiçbir eksiği yok, fazlası var; coğrafyamızın derinliği, hikayelerimizin zenginliği muazzam. Ancak küresel sanat pazarında yer edinmek sadece bireysel çabalarla ya da tekil galerilerin bütçeleriyle olacak iş değil. Türk sanatının yurt dışındaki büyük müzelerde, bienallerde ve fuarlarda sistemli bir şekilde desteklenmesi gerekiyor. Dijital gücümüzü de kullanarak, sanatımızı küresel bir marka gibi konumlandırmalıyız. Uluslararası sanat eleştirmenlerini, küratörleri Türkiye’ye getirecek köprüler kurmalı ve kendi sanat lobimizi güçlendirmeliyiz. Kısacası, daha organize, daha kurumsal ve daha büyük oynamak zorundayız.

Kültür-sanat alanında kendi medyasını yaratmak, dergi, portal veya dijital platform kurmak isteyen genç sanat profesyonellerine ve girişimcilere, bu uzun soluklu yolculukta vereceğiniz en temel tavsiye ne olurdu?

İlk ve en temel tavsiyem: İnançlarını ve heyecanlarını asla kaybetmesinler, ama adımlarını çok gerçekçi atsınlar. Kültür-sanat yayıncılığı bir aşk işidir, ancak bu yolculuk uzun bir maratondur ve çokça fedakarlık ister. Yolun başında maddi imkansızlıklar, ilgisizlik ya da dirençle karşılaştıklarında hemen havlu atmasınlar. Kendilerine özgün bir ses, farklı bir bakış açısı bulsunlar; başkalarını taklit etmek yerine kendi hikayelerini anlatsınlar. Teknolojiyi çok iyi kullansınlar ama içeriğin kalitesini her zaman en üstte tutsunlar. Ve en önemlisi, sanat dünyasıyla samimi, güvene dayalı ilişkiler inşa etsinler. Eğer niyetiniz temizse, sanata hizmet etmekse ve disiplinle çalışıyorsanız, o platform eninde sonunda kendi kitlesini bulur ve saygın bir marka haline gelir. Yolları açık olsun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.