Tarih ve Kültür Yoksunluğu
Temmuz Köşe Yazısı

Tarih ve Kültür Yoksunluğu
Tarih ve Kültür Derleyiciliği*ABD
Prof. Hasan Pekmezci/Ankara.
Bilindiği gibi 1776'da kurulmuş yeni mi yeni bir devlettir ABD. Ankara yakınlarındaki köyler bile bu tarihten çok daha eski geçmişe sahip. Bu nedenle ABD'nin köklü bir tarih ve köklü bir sanat geleneğinden söz edilemez.
1700'lerdeki devletleşme çatışmaları dışında ülkesinde savaş görmeyen; örneğin I. ve II. Dünya Savaşları'nın çok yönlü yıkımını ve vahşetini yaşamayan bu nedenle ekonomik ve endüstriyel gelişmesini tamamlayan; toprak ve petrol zenginliği ile aristokrat sınıfı da yaratan bir toplumsal yapı. Sömürgenlerin temel ilkesidir bu, kendi topraklarında silah patlamadan bütün savaşları dışarılarda yaşatmak. Çok yalın bir düşünceyle tek amacı sömürmek ve insan öldürmek olan akıl almaz sistemler kurup, sürekli ürettiği ve her gün geliştirdiği silah sanayi ile toplumları birbirine kırdırarak, semiren bir devlet anlayışı.
Bununla da güç kazanarak nerede yer altı ve yer üstü zenginlik varsa oraya göz koyan. Örneğin, şu değerlendirme boşuna değildir; nerede bir petrol varsa Amerika ve İngiltere oradadır. Bir başka söyleyişle ve benim eklemelerimle ''Nerede iki kardeş kavga ediyorlarsa, bilin ki kısa bir süre önce aralarından bir İngiliz ya da Amerikalı geçmiştir.'' Aşırı zenginlik bir yandan da çok sayıda aristokrat sınıfının etkinliğini, devlet yönetiminde gücünü artırmış; petrol zengini aileler uluslararası şirketler, örgütler, vakıflar, kurarak dünya ticaretini ellerine geçirmişlerdir. Kuşkusuz bu çabalar sadece ticaretle sınırlı kalmamış ve el atılan her bölgede siyasal, sosyal, ekonomik ve yönetsel egemenlik kurma, kendi ideolojik sistemlerini yayma oyunlarını başarıyla uygulamışlardır. Zenginler sınıfının vakıfları ve örgütleri aracılığıyla da aslında başka bir gizli silah olarak eğitim, kültür, sanat, beslenme, hibe teknoloji desteği gibi sözde insani yardımlarla, bir anlamda güdümlü insanlar, toplum önderleri yaratarak ABD ve İngiliz çıkarlarında kullanmak görevi vermişlerdir. Zaman içinde İngiltere'nin perde arkasına geçip Soğuk Savaş dönemiyle birlikte ABD'nin Dünya Jandarmalığına soyunması hep bu amaçlar içindir.
Tarihi sadece masallar dizgesi olarak okuyan toplumlar dünya düzeni üzerinde oynanan oyunların piyonu olmaktan kurtulamazlar. ABD, İngiltere, Almanya, Rusya; I. ve II. Dünya Savaşları'nı organize ederek dünya haritasını, siyasal ve sosyal sistemleri değiştirmişlerdir. Bunlardan ABD ve İngiltere'ye göre dünyada hala değişmesi gereken haritalar var. I.ve II. Dünya Savaşları'nda değiştirmeye güçleri yetmeyen bazı ülkelerde ya bir III. Dünya Savaşı çıkartmak ya da buna eşdeğer yıkımlarla bu bölgelerde haritaları değiştirmek. Bunu Balkanlarda gerçekleştirdiler, sıra Ortadoğu'ya geldi. Suriye, Irak, İran ve Türkiye bu planın odakları durumundadır. ABD'nin temel ilkelerinden biri, rakip olarak gördüğü siyasal ve sosyal sistemlerin karşısında her dediğine bağımlı bloklar oluşturmaktır. Kısacası tüm politik güçleri de kontrolüne, kıskacına alan bir dev güç. Bu devi sevimli, albenili hale getirmek; gerektiğinde duygusal, düşünsel, yem olarak kullanmak için de zenginlik,özgürlük ve adalet havarisi rollerini oynamak. Bu nedenle de 1900'lerden başlayarak petrol zengini örgütler eliyle Rockefeller Vakfı gibi eğitim, kültür ve sanata ilgi duyan bu yönden de dünya kültür ve sanatına müdahil olmayı amaçlayan bir entellektüel sınıf yaratan ülkedir Amerika. Rockefeller Vakfı incelendiğinde neredeyse ''Dünya'nın koruyucu meleği'' sıfatı verilecek bir misyon sanılır.
Kompleks kavramı hatta hastalığı salt bireysel bir sorun değildir. Kimi toplumlarda, ülkelerde gerek birey olsun, gerek devlet örgütlenmesi ve devlet politikaları olsun; bazı alanlarda yokluk ve yoksunluk kompleksini yaşamaması mümkün değildir. Bu eksikliği ve açığı kapatabilmek için de çeşitli telafi mekanizmaları geliştirir. Hangi alanda ne yapması gerektiği konusunda çeşitli sistemler kurar, bunların hareket alanlarını genişletir, fırsatlar ve olanaklar sağlar. Bireysel ya da kurumsal ve toplumsal anlamda da bu aşağılık kompleksi en tehlikeli hastalıktır ve psiko-patolojik davranışlar geliştirilmesine neden olur. Dünyanın başına bela olan pek çok kişi ve örgütlenmede bu hastalığın baskın etkisi görülür.
ABD yönetimleri strateji geliştirmede ve buna bağlı politikalar uygulamada uzun vadeli hesaplarla, özellikle rakip olarak gördükleri kendi dışlarındaki uygarlıkların eserlerini; batı uygarlığının çok uzun bir tarihi geçmişle, çok mücadeleler gerektiren bir süreçle elde ettiği değerleri kendi ülkesine kısa sürede taşıma konusunda politikalar yaratmıştır. Siyasal, sosyal, endüstriyel, ekonomik, politik, kültürel ve sanatsal argümanlar içeren çabaların her biri, kendi alanlarında sistemli projeler geliştirmiş ve bunu bir devlet politikası olarak uygulamasını bilmiştir.
Çok geniş bir skala içeren politikalar içinde bizi en çok ilgilendiren husus doğal olarak kültür ve sanat alanıdır. Devlet olarak doğrudan olmasa da bütün vakıf, sanayi, ticari, kültür kurumlarını maddi-manevi donatılarla bu alana yönlendiren yasal ve kurumsal destekler sağlamıştır. Kurumsallaşmada özerklik ve özgürlük getirerek hareket alanlarını genişletmiş, maddi zenginliği manevi zenginliğe bunu da sanatsal ve kültürel üstünlüğün sağladığı psikolojik moral değerlere dönüştürmeye ve bunu uluslararası alanda üstünlük değeri olarak kullanmaya önem vermiştir.
İnsan ögesinin bulunduğu her yerde her toplumda; psikolojik ve moral değerler üstünlüğünün emperyalist amaç ve emellerin gerçekleşmesinde önemli bir faktör olduğu bilinci bütün egemen güçlerin temel ilkesi haline getirilmiştir. Egemen olmak, hükmetmek, empoze etmek, çok kullanılan bir sözle ''Dünyanın jandarması'' olmak bu argümanların sistemli ve devamlılık içinde uygulanması ve çoğu toplumda ''kayıtsız ve şartsız'' teslimiyet sağlaması ile mümkün olmuştur. Bu strateji elbette günümüzde de değişmez bir devlet politikası olarak devam etmektedir.
Böylece bir toplum olarak daha 1800'lerden başlayarak dünyanın her yerinden sanatsal, kültürel, etnografik, antik eserleri derleme; bunlarla müzeler kurma ve bir anlamda kendine bellek oluşturma çabasına girer. Devletin sağladığı her olanağı da bu amaç için kullanır. Vergi muafiyeti, maddi kaynaklar, müze ve sanat merkezleri ve bunların yaşama geçirilmesi için ücretsiz arsa ve yer temini, sanat, kültür, etnografik, arkeolojik eserlerin ve objelerin kaynağının sorulmaması gibi ya da ''nereden buldun'' sorgusunun olmaması gibi yasal düzenlemeler çok geniş hareket serbestisi sağlamıştır. Aşağıda listesi bulunan National Gallery, MoMo, Gugenhaim, Smithsonian Enstitüsü, Hirshhorn Museum and Sculpture Garden gibi binlerce kuruluşun, vakfın dünyanın her yerinde taramalar yaparak Amerikaya taşımaları bu geniş politik destek ve zengin olanak yaratmayla sağlanmıştır.
1846 yılında ABD hükümeti tarafindan kurulmuş, bugün Washington’da ve New York'ta yer alan Smithsonian Enstitüsü tam 19 müze, 9 araştırma merkezi ve 1 hayvanat bahçesinden oluşuyor. Yılda hemen hemen 30 milyon kişi bunları ziyaret ediyor. Sergilenen eser ve obje sayısı ise yaklaşık 140 milyon. İlginç bir kuruluş öyküsü olan bu müzeler sisteminin kurulması için parayı İngiltere'den gönderen James Smithson'un (1765-1829) vasiyeti gereği ücretsiz gezilebiliyor.
Washington, DC'deki muzeler: Smithsonian Enstitusu'nun Merkezi (Smithsonian Kalesi)
African American History and Culture Museum African Art Museum, Air and Space Museum
Air and Space Museum Udvar-Hazy Center American Art Museum,,American History Museum
American Indian Museum, Anacostia Community Museum ,Arts and Industries Building ,Freer Gallery of Art, Hirshhorn Museum and Sculpture Garden, Natural History Museum, Portrait Gallery,Sackler Gallery, Smithsonian Institution Building, The Castle, American Indian Museum New York
Cooper-Hewitt, National Design Museum
Bu müzelerin çoğunun objeleri Kuzey Afrika'dan, Ortadoğu'dan, Anadolu'dan çalınan, kaçırılan eserlerle sağlanmıştır. Örneğin;
''Met, ilk kazılarını 1906'da başlattı ve önündeki birkaç on yıl içinde antik sanatın dikkat çekici koleksiyonlarını oluşturmasına izin veren yoğun bir arkeolojik program geliştirdi. Anıtsal heykellerden mimari ve ev eşyalarına kadar uzanan nesneler, ev sahibi ülkelerle “partage” adı verilen buluntuların bir bölümü aracılığıyla Müzeye getirildi. En heyecan verici keşiflerden biri, Deir el-Bahri kazıları ve Mısır'daki kadın firavun Hatshepsut'un heykeliydi (burada resmi olan)''. Hatshepsut, Kadın kimliğini saklayarak Mısır'ı yirmi yıldan fazla kral (Kraliçe) olarak yönetti.

(https://artsandculture.google.com/exhibit/making-the-met-1870–2020/GQLS-pBlvVqAJQ)
Bu gibi yağma, talan, soygun örnekleri sayılmayacak kadar çok.
Bunlar içinde bir müze var ki onun kurucularına ve amaçlarına değinmeden geçmemek gerek; MoMa/Museum of Modern Art.
1029'da Rockefeleler ailesi tarafından kurulan ve ''Mom's Museum''(Annemin Müzesi) gibi adlarla anılan dünyanın sayılı müzelerinden.
Rockefeller ailesi 1940'lardan itibaren yukarıda anlatmaya çalıştığımız ABD'nin dünya ekonomik, siyasal, sosyal, endüstriyel alanlarındaki etkisini kültür ve sanat alanına taşımasının odak noktalarından biri haline gelir bu müze. Dünya ve özellikle de batı sanatını derinden etkileyen soyut resmin en büyük savunucusu ve bu alanın yaygınlaşarak yerleşmesi için büyük paralar harcayan, sergiler, dergiler, yayınlarla, manipulasyonlar yaratan bir anlayışın arkasındaki ABD-CIA'ın öndeki adamıdır Rockefeller. Bu konuyu ''Sanatım'' dergide Nisan.2020 sayısında yayınlanan ayrıntılı yazımdan takip etmek mümkün.
Soyut sanatın kalesi de MoMa Museum'dur. Bu müze aracılığıyla dünya sanatını yönlendirmek adına pek çok oyunlar oynamıştır.
Amerika çeşitli müzeleri aracılığıyla da dünya sanatı, arkeolojisi, müzeleri ile ilgili kurgulamalar üzerinden farklı yol ve yöntemlerle oynanmaya hala devam ediyor. Devam eden bir başka soygun ve talan yöntemi savaş dönemlerini bilinçli olarak fırsatçılığa ve yağmacılığa dönüştürülmesidir. Günümüzde en çarpıcı örnek olarak Irak savaşı gibi.
Irak Savaşı özellikle ABD'nin nükleer silah, kimyasal silah üretimi gibi bugün dahi ispatlanamamış ve inandırıcı olmayan suni gerekçelerle ama asıl Ortadoğu'da yeni bir harita bölümlenmesini ve Irak içinde bir Kürt devleti oluşumunu sağlamaya yönelik bir kurgulamayla gerekçelendirildi. Saddam'ın diktatörce yönetimi, ABD'ye karşı agresif çıkışları, Irak'ın özgürleşmesi gibi bir başka nedene de bağlandı. Bu Kurdun kuzuya ''suyumu bulandırıyorsun, seni yiyeceğim'' demesi gibi bir oyundu. 20 Mart 2003'te Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekâtla Irak'a girmesiyle başlayan ve Ortadoğu'yu çok yönlü kaosa sürükleyen bir savaş. Kuşkusuz sömürgenlik huyları hala devam eden bu koalisyonun savaş sanayii, savaş taktikleri deneme tahtası dahil pek çok kazanım hesaplarıyla. Bu hesaplardan biri de Ortadoğu'nun ve Mezopotamya uygarlığının önemli bir Müzesi olan Irak Milli Müzesi'nin yağmalanmasını da kapsamıştır.
Bu ülkelerin çok eskilere dayanan böyle huyları vardır tarihte örnekleriyle. 1915 Gelibolu Savaşları sırasında savaş alanlarında arkeolojik kazılar yaparak çıkardıkları eserleri yurt dışına taşımak gibi huylar. (Bu konu ayrı bir yazı olarak hazırlanmıştır.)

Çanakkale Muharebeleri Esnasında Gelibolu Yarımadasından Çalınan Arkeolojik Değerler (Mustafa Onur Yurdal/https://www.canakkaletravel.com/yazi/canakkale-muharebeleri-esnasinda-gelibolu-yarimadasindan-calinan-arkeolojik-degerler.html
İngiliz birlikleri içindeki arkeologlar Çanakkale savaşları sırasında toprak altından çıkardıkları değerli eserleri İngiltere'ye yollamışlardır. Resimde Eros heykelini toprak altından çıkaran İngiliz arkeolog ve askerler görülmektedir.
''İngiliz arkeolog Gertrude Bell’in 1920’lerde kurulmasına öncülük ettiği Irak Ulusal Müzesi, Mezopotamya’nın kalbinde, insanlığın 40 bin yıllık uygarlık yolculuğunu anlatan eşsiz bir koleksiyona sahipti. Dünyanın en önemli arkeoloji müzelerinden biri olma niteliğini taşıyan bu kurum, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin gözleri önünde kaçakçılar ve halk tarafından talan edildi. Yağmaya yurtdışındaki alıcıların siparişlerini tedarik ettiği sanılan kişiler de katıldı.
Saldırı 10 Nisan 2003 günü başladı ve iki gün sürdü. Müzenin sergi salonları, depolar ve odalarından 15 binden fazla eser kaçırıldı. Dünya kamuoyunun ayağa kalkmasının ardından, geç de olsa yapılan müdahalelerle kaçırılan eserlerden yaklaşık 8 bini geri getirilebildi. Ancak eserlerden en az 7 bininin nerede olduğu hâlâ bilinmiyor.'' (https://www.saratprojesi.com/tr/kaynaklar/saratin-dosyasi/bagdat-muzesi-yagmasindan-15-yil-sonra-irak-eserleri-internette-kontrolsuzce-satista)

Irak Müzesi, yağmanın hemen ardından. Fotoğraf: Joanne Farchakh Bajjaly
Müze'nin Müdür Yardımcısı Muşin Hasan, başını ellerinin arasına almış, yok edilmiş eserlerin üzerinde oturuyor, Bağdat, Nisan 2003 (Getty)
Yağmalanan Irak Müzesi. Yağmalanan El yazmaları ve 5000 parçalık Silindirik Mühür Koleksiyonu
''Kültür varlıklarının kaçakçılığı üzerine araştırmalarıyla tanınan arkeolog Dr. Neil Brodie, Irak eserlerinin izini Londra ve New York’taki ünlü müzayede evlerinde sürdüğü çalışmasında benzer bir sonuçla karşılaşmış. Sotheby’s, Christie’s ve Bonhams gibi prestijli müzayede evlerinin Irak kökenli ancak kaynağı bilinmeyen silindir mühür ve çivi yazılı eserlere yönelik açık artırmaları..bu soygunların uluslararası boyutunu da göstermektedir.
''Neil Brodie’nin 2000’li yıllara dair verdiği şu örneği paylaşmakta fayda var. Irak Ulusal Müzesi yağmalandıktan üç yıl sonra, 2006 yılında tek bir günde internette kaynağı belirsiz Irak eserlerini satışa çıkaran 55 internet sitesi mevcuttu. Satışa çıkarılan eser sayısı ise 225’ti. Sadece iki yıl sonra aynı inceleme yeniden yapıldı. Pazar her anlamda büyümüştü. Irak eserleri 72 sitede alıcılarla buluşuyordu, eser sayısı ise 472’ye fırlamıştı. Sonuçlar, pazarın iki yıl içinde ikiye katlanarak büyüdüğünü gösteriyordu. 'https://www.saratprojesi.com/tr/kaynaklar/saratin-dosyasi/bagdat-muzesi-yagmasindan-15-yil-sonra-irak-eserleri-internette-kontrolsuzce-satista
Ünlü gazeteci Gila Benmayor'un Hürriyet'te yer alan aşağıdaki bilgiler konunun nasıl bir komplolar zinciri taşıdığının da belgesi.
BAĞDAT Müzesi’nin eski müdürü Nawala al Mutawalli, Irak Müzeler Genel Müdürü Donny George Youkhana, Irak operasyonu başlar başlamaz Pentagon’u Aman müzelere dikkat’ diye uyaran Chicago Üniversitesi’nden profesör McGuire Gibson, Irak Kazılar Genel Müdürü Burhan Shaker ve diğer Iraklı, Amerikalı, Avrupalı uzmanlar geçen cuma, cumartesi günleri İstanbul’daydı.
Bağdat Müzesi’nin hoyratça yağmalanmasına, paha biçilmez eserlerin tahrip olmasına tanık olmuş, bir şeyleri kurtarmak için çırpınan herkes.
Onları biraraya getiren ‘Kültürel Miras Kavramının Yeniden Tanımlanması ve Korunması Uluslararası Sempozyumu’ idi.
Sempozyumu düzenleyen ise ‘İstanbul İnisiyatifi’.
Organizasyon geçen yıl kurulmuş.
Amacı, Türk ve dünya kamuoyunun dikkatini kültürel mirasın tahribatına çekmek.
Kamboçya, Lübnan, Afganistan, Bosna ve nihayet Irak.
Savaşı yaşamış bu ülkelerde kültürel mirasın başına neler geldiğini gördük.
Bosna’da Mostar Köprüsü, Afganistan’da dev Buda heykelleri, Irak’ta Mezopotamya uygarlığının en nadide parçaları....
8 Nisan günü Bağdat’ta Enformasyon Bakanlığı bombalanıyor.
Bağdat Müzesi hemen yanı başında.
O gün Youkhana müzede, bombalamanın şiddetinden en alt katlara sığınmış.
ABD’de ise Profesör Gibson telefona sarılıp hemen Pentagon’u aramış.
‘Müzeyi koruma altına alın’ diye yalvarıyor.
Karşısına çıkan kişiye tam adresi bildiriyor.
Bu arada Doktor Youkhana ve yanındaki ekip bombardımanın durmasını fırsat bilip müzeden ayrılıyor.
Sadece bekçi kalıyor.
Yağmalama 8 Nisan’ı 9 Nisan’a bağlayan gece başlıyor ve tüm gün sürüyor.
Bekçi müze bahçesinin diğer tarafında duran Amerikalı tankçılara müdahale etmeleri istiyor.
Cevap, ‘Öyle bir talimat gelmedi’. Oysa Gibson, Pentagon’u uyarmış....
‘Bu aletler her şeyin önceden planlanmış olduğunun bir kanıtı. Ayrıca bazı eserlerin seçilerek alındığını tespit ettik. Gelenlerin bazıları en kıymetli mühürlerin, takıların depoda sandıklarda olduklarını biliyordu. Doğruca oraya gittiler.’
Meselá alçı kopyalara el sürülmemiş. Belli ki işin içine tarihi eser mafyası karışmış özetle. Yağmalama sırasında müzenin 70 yıllık arşivi de büyük zarar görmüş. Bağdat Müzesi’nden 15 bin parça kayıp.
4 bine yakın parça iade edilmiş. Ürdün, Suudi Arabistan sınırlarında, ABD’de, İtalya’da da yakalanan parçalar olduğu biliniyor. Sadece Türkiye ve İran’dan ses seda yok. https://www.hurriyet.com.tr/bagdat-muzesi-planli-yagmalanmis-236671
''ABD'deki Chicago Üniversitesi'nde görevli Doçent Dr. Oğuz Soysal, Bağdat Müzesi'nden yağmalanan eserlerin bir daha bulunamamasından endişe edildiğini söyledi. Eski Ön Asya Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Doçent Dr. Soysal, ''Amerikan yetkililerinin, arkeolog ve tarihçilerin, Bağdat'ın sanat eserlerinin korunması yönündeki uyarılarını dinlemediklerini'' belirterek, "müzedeki yağma ve tahribin ardından kaybın ölçülemeyecek kadar büyük olduğunu''...Soysal, yağmacıların, MÖ 8 binden itibaren en eski uygarlıkların beşiği olan Mezopotamya'nın en önemli eserlerinin bulunduğu Bağdat Müzesi'nden ünlü taş üzerine kazınmış Hammurabi Kanunları'nı dahi yağmaladıklarını belirterek, bunun arkeoloji dünyası ve kültürel eserlerin korunması açısından büyük kayıp olduğunu söyledi. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/bagdat-muzesindeki-kayip-buyuk-38452807
'21954 Lahey Sözleşmesi ve diğer uluslararası anlaşmalar gereği, işgal edilen ülkenin tarihi ve kültürel mirasının işgal eden ülke tarafından korunması gerektiğine işaret eden arkeoloji çevreleri, ABD'nin gelecekte bu ihmalinden dolayı suçlanabileceğini kaydediyorlar. Irak, Lahey Sözleşmesi'ni onaylamış, ABD ve İngiltere onaylamamıştı. ''(Aynı kaynak)
Bu konuda dikkat çekici bir tavır da önemli. Lahey sözleşmesini imzalamayan iki ülke de tarihi eser yağmacılığında önde geliyor çünkü.
Bu konuda euronews.com sitesinde ''Tarihi eserlerin Irak'ın Amerika Birleşik Devletleri tarafından işgali sırasında... British Museum Irak'ın işgali sırasında yağmalanan eserleri iade ediyor ... işgali döneminde Bağdat'tan yağmalanan 165 eserin iade '' haberi yayınlandı. ...
''Dünyadaki müzecilere göre Irak'taki müzelerin yağmalanması, bu alanda II. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük hırsızlık.
Moğolların 1258'de Bağdat'ı yakıp yıkması, İskenderiye Kütüphanesi'nin 5. yüzyılda yakılması gibi, Irak'ın ABD tarafından 2003 yılında işgalinden sonra müzelerin ve arkeolojik alanların yağmalanması insanlık tarihine kara bir sayfa olarak açıldı. Ayaklar altına alınan sadece bir ülkenin kültürü değil, dünya mirasıydı. Mezopotamya'nın kalbini taşıyan bugünkü Irak, binlerce arkeolojik bölgeye sahip bir ülke. Ne yazık ki bunlardan bazılarının üzerine ABD ve İngiliz uçakları bombalar yağdırdı
http://www.yapi.com.tr/haberler/irakta-yagmalanan-insanlik-tarihi_49929.html
''Felluce/Irak Eski Eserler Müdürü Ziyad Mahmud’la Irak’taki yazma eserlerin çalınmasıyla ilgili röportaj Irak'ın sudan bahanelerle işgalinin nasıl tarihi değerlerin yağmalanmasına neden olduğunu da gösteriyor.
''Amerikan askerleri yanlarında hırsız çeteleri ve tanınmadık Iraklı kişilerle birlikte müzenin içine girdiler. Müze ve merkezlerin giriş çıkışları Amerikan idaresinin ve askerlerinin kontrolündeydi. Onlardan izinsiz buradan eser ya da el yazması çıkarmak zaten mümkün değildi.
Çalınan yazma eserlerin sayısı tespit edilebildi mi?
O dönemde yazma eserlerin kayıtları sağlam tutulmamıştı. Bu yüzden eser sayısının tam olarak tespiti mümkün değil. Dar Saddam el-Mahtutat’tan yüzlercesi çalındı.
İşgalden çok kısa bir süre önce istihbarat binasına taşınan 51.000 Yahudi yazması restore bahanesiyle buradan çıkarıldı.
Bu yazma eserlerin ülke dışına kaçırılması, işgal yönetimi eliyle gerçekleşti diyebilir miyiz?
Elbette. El yazmaları Amerikan askerî yönetimi altında yağmaladı. Bu eserlerin zaten sıkı kontrol altında tutulan ve çalsa bile bunları satacak veya yurt dışına çıkaracak gücü bulunmayan Irak yerli halkı tarafından çalınmasına imkân yok.
Amerikan işgalci idaresi ve askerleri onların içeri girmelerine yardımcı olan hırsızlık çeteleri eliyle bu yağmayı gerçekleştirdiler.
https://www.gzt.com/nihayet/iraktaki-binlerce-yazma-eser-ve-tarih-vesika-batiya-kacirildi-3534749

DEAŞ'ın Yıkımları. Musul Müzesi.2014
Bu yıkımlara daha önce Taliban'ın Afganistan'da yaptığı gibi Irak da dinci DEAŞ örgütünün acımasız yıkımlarıyla tam bir kültür vandallığı yaşadı ''Yüzde 98'i tahrip edilen Musul Müzesi ihtişamlı günlerine dönmeyi bekliyor. Irak Ulusal Müzesi Başkanı Luma Yas, 2014'teki DEAŞ saldırılarında yüzde 98'i tahrip edilen Musul Müzesi'nin yeniden ayağa kaldırılmasının güç olduğunu söyledi. https://www.dikgazete.com/kultur-sanat/yuzde-98-i-tahrip-edilen-musul-muzesi-ihtisamli-gunlerine-donmeyi-h450928.html
Amerika'nın bu işgalinde insani değerlerle birlikte Milli Müze'de yer alan ve dünyada eşi bulunmayan 5.000 parçalık silindirik mühür koleksiyonu da yağmalandı.
Bu örnekler şu gerçeği her insanın beynine nakşetmelidir: Sömürüye dayalı bütün savaşlar hem maddi hem de manevi değerler yağmacılığıdır, Kurtuluş ve bağımsızlık mücadeleleri ve savaşları dışında savaş denen illet dünyanın neresinde olursa olsun, egemenlerin kan emiciliğinin göstergesi olan her türlü vahşeti de beraberinde getirir. Bu nedenle sağlam bir ulusal bilinç ve eğitilmiş toplumlara ihtiyacı var Ortadoğu'nun ve Afrika'nın bütün ülkelerinin. Atatürk'ün şu sözleri çok yoğun bir kültürel birikimine ve Trablusgarp, Suriye, Balkan Savaşları, Çanakkale ve Anadolu Kurtuluş Savaşları deneyimine dayanmaktadır.
''Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.”
"Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür."
Derhal şu veya bu sebepler için ulusu harbe sürüklemek taraftarı değilim. Harp zorunlu ve hayati olmalı. Hakiki kanaatim şudur: milleti harbe götürünce vicdanımda azap duyamamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Ama ulus yaşamı tehlikeye düşmedikçe, harp bir cinayettir. "
Bu sözler sağlam bir ulusun, kendine, aklına, çalışkanlığına ve ülke bilincine sahip bir toplumun her bireyinin imbiklerden süzülen uyaranı olmalıdır.
Prof. Hasan Pekmezci.Ağustos.2020
Kaynakça
https://artsandculture.google.com/exhibit/making-the-met-1870–2020/GQLS-pBlvVqAJQ
https://www.hurriyet.com.tr/bagdat-muzesi-planli-yagmalanmis-236671
(Mustafa Onur Yurdal/https://www.canakkaletravel.com/yazi/canakkale-muharebeleri-esnasinda-gelibolu-yarimadasindan-calinan-arkeolojik-degerler.html
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/bagdat-muzesindeki-kayip-buyuk-38452807
http://www.yapi.com.tr/haberler/irakta-yagmalanan-insanlik-tarihi_49929.html
http://www.yapi.com.tr/haberler/irakta-yagmalanan-insanlik-tarihi_49929.html
https://www.gzt.com/nihayet/iraktaki-binlerce-yazma-eser-ve-tarih-vesika-batiya-kacirildi-3534749
https://www.dikgazete.com/kultur-sanat/yuzde-98-i-tahrip-edilen-musul-muzesi-ihtisamli-gunlerine-donmeyi-h450928.html












