>

>

Renklerin, Varoluşun ve Geçirgen Evrenlerin Kaşifi,Prof. Dr.Gülten İmamoğlu

>

>

Renklerin, Varoluşun ve Geçirgen Evrenlerin Kaşifi,Prof. Dr.Gülten İmamoğlu

>

>

Renklerin, Varoluşun ve Geçirgen Evrenlerin Kaşifi,Prof. Dr.Gülten İmamoğlu

Renklerin, Varoluşun ve Geçirgen Evrenlerin Kaşifi,Prof. Dr.Gülten İmamoğlu

Sanatçı Röportajı

Renklerin, Varoluşun ve Geçirgen Evrenlerin Kaşifi

Gülten İmamoğlu, ülkemiz çağdaş sanatını uzun yıllardır uluslararası alanda da temsil eden, sanat çevrelerinin yakından tanıdığı bir görsel sanatçı. Sanatçılarla gerçekleştirilen röportajların alışılagelmiş girişi, takdime yönelik sorularla başlar. Sanatta 30 yılı aşkın süredir üreten, projeleri, ödül ve başarılarıyla uluslararası alanda tanınan bir sanatçının kendisini yeniden ve yeniden takdim etmesini istemek pek makul görünmüyor. Bu nedenle, sanatçıyı bu zahmetten uzak tutmak ve Gülten İmamoğlu sanatının, sanat kuramcı şahsımın naçizane zihninde nasıl şekillendiğini okuyucuyla paylaşmak adına bu özet takdimi kendi cümlelerimle gerçekleştirmenin çok daha yerinde olacağını düşünüyorum. 

Tokat doğumlu Gülten İmamoğlu; sanatının erken dönemlerinden itibaren renk, ışık, doku ve mekân arasındaki sınırları sorgulayan özgün görsel bir dil geliştirdi. Bu dil, doğadaki biçimlerle büyüdüğü çok kültürlü, çok renkli coğrafyanın izlerini taşır. Renk ve doku alanlarının katmanlı kullanımına karşın geçirgenliği de muhafaza etmesi nedeniyle bir derinlik illüzyonu ortaya çıkaran özel tekniğini, “Organik Metastrata” ismiyle kendine özgü hale getirdi. Bu katmanlı resimsel anlatı; üç boyutlu formlar, tekstil ve hatta şiirlere de taşınarak ortaya çıkan derinliği tüm hatlarıyla tamamlar.   

Sanat pratiğinin merkezine “Mitokozmik Atlas” adını verdiği kavramsal çerçeveyi yerleştiren İmamoğlu, bu yaklaşımla duyularla algılanan fiziksel gerçekliğin ardında yatan duygu, düşünce ve olası hakikat katmanlarını haritalamayı hedefler. Onun için resim yapmak, bir dünya kurmaktır; renkler ise o dünyanın enerjileriyle titreşen, nefes alan hücrelerdir. Sanatçının mitokozmik yolculuğunun güncel durağı; “Gölge Oyunları” Maji Art Gallery’nin Titanic Luxury Collection Bodrum’da yer alan iki farklı salonunda 4 Temmuz 2026 tarihinden itibaren ilk defa izleyiciyle buluşacak.

Sanat eğitimcisi olan İmamoğlu, akademisyenliği profesör unvanıyla 2019 yılına kadar sürdürmüştür. İki yetişkin kız annesi olan sanatçı, kadın ve akademisyen kimliğinin zorluklarını, tutku ve disipline dönüştürmüş ender isimlerdendir. Onun için sanat, öğrenmeyi hiç bırakmamaktır; her eser, her proje, her izleyici yeni bir öğretmen ve bir deneyim alanıdır. 

Gülten İmamoğlu çalışmalarını İstanbul, Washington ve Antalya’daki atölyelerinde sürdürmektedir.

Organik Metastrata, uyguladığınız ve sizinle özdeş hale gelmiş tekniğe verdiğiniz isim. Mitokozmik Atlas ise son yıllarda çalışmalarınızı altında topladığınız bir başlık durumunda. Bu iki kavramı ve birbirleriyle olan ilişkilerini bize biraz açar mısınız? 

Doğadaki tüm canlılar yaşadıkları çevreyi duyularıyla tanımlar. İnsan ise duyularının ötesinde duygu, düşünce, deneyim, dolayısıyla anılarını da bu sürece dahil eder. Ben yıllardır fiziksel gerçeklik kabuğu ardında, insan için çok daha belirleyici olan hakikate odaklanıyorum. Metastrata; benim için bir anlamda bu katmanlı gerçekliğe işaret ediyor. Bu katmanları belirleyip, açınlayıp gördüklerimi bir ifade biçimi olarak izleyenlerle paylaşmak üzere yeniden inşa edebildiğim bir teknik, Organik Metastrata. Bu tekniği uyguladığım uzun yıllar süresince fark ettim ki, ben sadece katmanları değil, aynı zamanda bu katmanların birbirine karıştığı, dönüştüğü, iç içe geçtiği canlı bir evren tasavvur ediyorum. Mitokozmik Atlas tam da buradan doğdu. Mitos olarak Anadolu’dan hepimize miras kadim anlatıların, kozmos gibi yaşamın sürdüğü sonsuzluğun ve bir atlas düzleminde haritalama çabasının bir karşılığı. Bir esere başladığımda, üzerinde çalıştığım yüzey benim için hatları önceden belirlenmiş bir güzergah değil, yaşayan bir organizmadır. Renkler, çizgiler, dokular birbirine karışırken ben aslında varlığı hissedilen bağlantıları görünür kılmaya amaçlıyorum. Gördüklerimi, keşfettiklerimi eser aracılığıyla bu atlasa işlerken, izleyenin de o evrende keşfe çıktığı, kendi hikayelerini deneyimlerken bu dinginlikte yeri geldiğinde kaybolmaya davet edildiği bir yaklaşım ortaya koymaya çalışıyorum.

Bu yaklaşımınızın ilk yansımalarından biri “Gölge Oyunları” serisi oluyor sanırım. Bu seriyi Mitokozmik Atlas ile nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

Evet, “Gölge Oyunları” benim için Mitokozmik Atlas düşüncesinin güncel en olgun ve en cesur ifadesi belki de. Bu seride, gölgeyi sadece bir ışık yoksunluğu değil, başlı başına bir varoluş biçimi olarak ele alıyorum. Her kütlenin olduğu gibi hepimizin bir gölgesi var. Ama gölgemiz, bizimle aynı anda var olan, bize eşlik eden ama asla tam olarak biz olmayan bir ‘öteki’ aslında. Anadolu’ya özgü gölge oyununda, gölge yoluyla perdede var olan figür, tekniği de aşan biçimde, kendimizde var olsa da kabullenmek istemediğimiz ya da tam tersi öykündüğümüz, hayal ettiğimiz öteki biz belki de.

Mitokozmik Atlas; işte bu eşzamanlı ama farklı varoluşları haritalamakla ilgili. Gölge Oyunları’nda akrilik boyanın geçirgenliğini çok daha yoğun kullandım. Işığı emen, yansıtan, saklayan yüzeyler yaratmaya çalıştım. Bazı figürler neredeyse sadece sezgiyle anlaşılabilirken,  kimileri yüzeyden aniden karşınıza çıkabiliyor. Tıpkı hayatta olduğu gibi neler yaşanıyorsa bu ışık ve gölge arasında gerçekleşiyor. Medyumun yüzeyi bir gölge oyunu perdesi, dolayısıyla hepimiz kendi hikayesini yaşadığı bir evren halini alıyor.

‘Gölge Oyunları” sergisi, Maji Art Gallery’nin Titanic Luxury Collection Bodrum içinde yer alan iki salonunda aynı anda izleyiciyle buluşacak. Bir sanatçı olarak, bir tatil tesisinin bünyesinde bulunan bir sanat alanında eserlerinizi sergilemek sizde nasıl bir his uyandırıyor?

Bu oldukça önemli bir soru. Bakın, ben yıllardır sanatın sadece beyaz küplerde, müzelerin soğuk duvarlarına ait olmadığını düşünüyorum. Sanat, yaşamın içinde nefes almalı. Titanic Luxury Collection Bodrum gibi bir mekânda, insanların tatilde, belki kahvaltıdan sonra, belki gün batımı sonrası yürürken bir eserle karşılaşması… Bu, izleyenin sanatla kurduğu ilişkiyi tamamen değiştiriyor.

Maji Art Gallery’nin daha önce de otelin farklı tesislerinde eserlerimi sergiliyor olması, bu iş birliğini organik bir hâle getirdi. Sanat, orada bir tecrit nesnesi değil, yaşamın akışının bir parçası. Bir otel odasında, bir lobide, bir restoran duvarında sanatla karşılaşan insan, onu yaşamın bir parçası ve çok daha samimi bir şekilde deneyimliyor. Bu, sanatın gündelik hayata sızarak dönüştürücü gücünü hatırlatması açısından çok kıymetli. Gün geçtikçe karmaşık ve çok daha hızlı hale geldiği yaşamlarımızda sanatı deneyimlemek için alan ve zaman bulmak da zorlaşıyor. Bir tatil anının estetik deneyimle bütünleşmesi, otel ziyaretçileri için de çok kıymetli.  Öte yandan hayatın farklı alanlarında etkin olan kurumların, uzmanlıkların bu şekilde iş ve güç birliği yapması üretilen değer ve ürünleri çok daha üst seviyelere çıkarmak için eşsiz bir model olarak karşımızda duruyor.

Peki, bunun için inşa edilmiş, belirlenmiş kültür sanat merkezleri dışında, böylesi yaşayan alanlarda sergilemelerin, izleyiciyle kurduğunuz bağa nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Muazzam bir katkı. Şöyle düşünün; Bir müzeye gitmek, çoğu insan için planlı, hatta çoğunlukla meşakkate konu bir eylemdir. Ama bir dinlenme alanında tatil yaparken, belki bir bardak içeceği ve rahat kıyafetleri eşliğinde bir eserin önünde duran kişi, o an sanatı bir zorunluluktan değil, tamamen bir merak ve dinginlikle karşılar. Deyim yerindeyse önceden hazırlıklı bir takdirden öte o an ve karşılaşmaya özgü bir nesnellikle o eseri deneyimler.  Bir müzede görüp kendisiyle özdeşleştirebileceği atmosferden yoksun onlarca yapıttan farklı olarak bu eser tatilinin, anılarının ayrılmaz bir rengine, parçasına dönüşür.

Benim için sanat, bir öğretiden çok bir deneyimdir. Gölge Oyunları serisinde özellikle bunu hedefledim: İzleyici o esnada deneyimlerken gölgesinin esere karıştığını, onun bir parçası olduğunu fark etsin. Kendi varlığını, tuval ya da diğer medyumlarda yeniden duyumsasın. Bunu bir müzede sağlamak zor olduğu gibi, samimiyetten uzak, sentetik bir hal alır. Ama yaşayan bir alanın doğal akışı ve  ışığı, insanların ruh hali… Tüm bunlar Mitokozmik Atlas’ın amacı ve temel ruhuyla mükemmel uyuşuyor.

Bu sergi sonrasında Maji Art Gallery ile çeşitli projeleriniz olacak. Neler planlanıyor?

Evet, Gölge Oyunları sergisiyle oluşan iş ve güç birliği dinamik ve enerjimizi heyecanla devam ettirmeyi amaçlıyoruz. Maji Art Gallery ile uzun soluklu bir yolculuğa çıktığımızı hissediyorum. Önümüzdeki sezon İstanbul’da çok daha geniş kapsamlı bir sergi hazırlığımız var. Bu sergi, Mitokozmik Atlas’ın yeni ve farklı serilerine yer verecek. Bu sergide tuval ve üç boyutlu eserlere belki de mekana özgü yerleştirmeler de eşlik edecek.

Ayrıca Türkiye dışında, Avrupa’da birkaç şehirde sergiler üzerinde çalışıyoruz. Bunlardan biri Viyana, diğeri Berlin olabilir. Sanatımın farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerle buluşması beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü Mitokozmik Atlas coğrafya fark etmeksizin evrensel bir dil ve bir keşif.  Bu keşfe, farklı kültürlerden izleyicilerle birlikte çıkmak benim için son derece önemli ve heyecan verici.

Sergilerin yanı sıra bugünlerde bir sanatçı kitabı üzerinde de çalıştığınızı biliyoruz. Kitap, sanat pratiğiniz için ne ifade ediyor?

Sanat kitapları, benim için bir sergiden çok daha farklı bir mecra. Bir sergide izleyen, eserle anlık ve mekansal bir ilişki kurar. O anın büyüsü, ışığı, ruh hali çok önemlidir. Ama bir kitap, ölümsüz bir eser gibi zamana meydan okur. O kitabı elinize her aldığınızda ruh ve duygu durumunuza, zamana, mekana göre yeniden şekil alır, yeni keşifler yaratır. Bir kitaptan çok şey öğrenir, esinlenir ve  üzerine notlar alarak aslında onu kendinizle birlikte yeniden var edebilirsiniz. Dijital çağın hızıyla kitaplar eskisine nazaran biraz daha geri planda kaldı gibi görünüyor. Ama sanat kitapları, yapıları, biçim ve içeriğiyle bir sanat eseri gibi varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Türkçe ve İngilizce hazırlayacağımız bu kitap, sadece bir katalog değil. Erken dönemlerimden itibaren sanata olan yaklaşımımı, gelişim ve dönüşümlerimi yansıtmayı hedefleyecek. Kitapta sergilerim, projelerim, kişisel bilgilerim yanında belki zaman zaman dudaklarımdan dökülen şiirler de yer alacak. Bu kitap tamamlandığında sanatla ilgilenen herkes için bir yol arkadaşı olmasını umuyorum. 

Üç farklı şehirde –İstanbul, Washington, Antalya– atölyeleriniz var. Akademik çalışmalarınızdan sonra bu denge nasıl değişti? Antalya’yı da bu listeye eklemeniz size neler getirdi?

Profesörlük yıllarım çok yoğundu ama bir o kadar da besleyiciydi. Akademisyenlik sonrası benim için bir yavaşlama değil, sadece ritim değişikliği oldu. Artık daha fazla zamanımı İstanbul’daki atölyemde geçiriyorum ama Washington ve Antalya da dönüşümlü olarak üretimimin bir parçası. Sanatçı için atölyeler sadece fiziksel, işlevsel yapılar değildir. Dünya gerçekliğine karşın bir atölye, sanat dediğimiz o sonsuz evrene açılan adeta bir geçiş kapısıdır. Farklı coğrafyalarda, şehirlerde üretim yapmak, konfor alanınızı, bakış ve yaklaşımınızı değiştirmenizi, dönüştürmenizi sağlıyor. Böylece sürekli dinamik, akışkan ve ritmi sağlama ve uyum göstermek durumunda kalıyorsunuz. Bu benim yaklaşım ve çalışmalarıma son derece olumlu bir etki sağlıyor.

Öte yandan Antalya’da çalışmak tüm tarihi ve doğal güzelliklerinin yanında ışığıyla da benim için çok değerli. Akdeniz’in o keskin, altın sarısı ışığı Gölge Oyunları serisi ve son dönem çalışmalarımın tümünde çok etkili oldu. Işık ne kadar güçlüyse gölge de o kadar derindir. Antalya’daki atölyemde öğleden sonra ışık değiştikçe, ben de eserlerimin ruh halini değiştiriyorum. Değişmeyen tek şey değişimin kendisi, bunu her zaman söylerim.

Bu değişim ruhu, kadın sanatçı kimliğinizle de birleşiyor. Kariyerinizin başında akademisyen, anne ve sanatçı olmanın zorluklarından bahsetmiştiniz. Bugün genç kadın sanatçılara ne söylersiniz?

Onlara şunu söylerim: Hiçbir şeyden vazgeçmeyin ama her şeyi aynı anda yapmak zorunda da değilsiniz. Benim için en zor yıllar çocuklarım küçükken, aynı anda doçentlik, sergi hazırlıkları, annelik sorumluluklarımdı.  Ama şimdi geriye baktığımda, o yorgunluğun bana kattığı olgunluk, güç ve duruş olduğunu görüyorum. Kadın olmak, bir sanatçı olmanın önünde bir engel değil, aksine çok katmanlı bir varoluşun parçası. Mitokozmik Atlas yaklaşımını destekleyen en güzel örneklerinden biri: bir kadın, aynı anda hem anne hem öğretmen hem de sanatçı olabilir; bunlar birbirini engellemez, birbirlerini besleyerek yeni var oluşlara, keşiflere imkan verir.

Dolunay May

İstanbul, Haziran 2026













E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.