Zarf

Ağustos Yazısı

ZARF

Yağmur, caddeleri eski bir mektubun mürekkebi gibi usul usul dağıtarak ıslatıyordu. Defne, dükkânın vitrinine sızan nemi bir bezle sildi, ardından tezgâhın üzerindeki sararmış kitapları düzenlemeye devam etti. Raflardan yükselen o eski kâğıt kokusu, her yağmurda olduğu gibi zihnini o kampüs bahçesine, yaprakları kurumuş o devasa çınarın altına fırlatıyordu.

Aynı montun altına sığınıp ceplerindeki son bozuklukları birleştirerek aldıkları yarım simidin susamlarını döktükleri o ikindi vakti... Büyük kavgalar olmamıştı aralarında. Sadece hayat kendi gürültüsünü dayatmış, zaman sevgiden daha aceleci davranmıştı.

Kapının üzerindeki küçük çıngırak ince bir sesle öttü.

İçeri giren adam, ceketinin önünü iliklemiş, ıslanmış şapkasını elinde sıkıca tutuyordu. Başını hiç kaldırmadan, göğsüne muşambaya sarılı ağır bir paket bastırarak tezgâha doğru yürüdü. Paketi oraya bırakırken, Defne’nin gözü adamın titreyen parmaklarına, başparmağının üzerindeki o eski derin yara izine takıldı.

Zaman, dükkânın asırlık duvarları arasında birden yavaşladı. Kampüs kantininde çay bardaklarını taşırken kesilen, izi hiç geçmeyen o el...

Adam muşambayı açıp ortaya çıkan eski ciltli el yazması kitabı öne doğru iterken nihayet şapkasını masaya bıraktı ve başını kaldırdı.

O an göz göze geldiler.

Gelen, Mert’ti.

Omuzlarındaki çaresizliğin ağırlığı, saçlarındaki beyazlar ve yüzündeki derin çizgiler geçen yılların sessiz imzasıydı. Kampüste, herkes felsefe tartışırken köşede sessizce kitabını okuyan, haksızlığa uğrayan birini gördüğünde ilk öne atılan o dik duruşlu çocuk gitmiş; yerine hayatın hırpaladığı yabancı bir gölge gelmişti.

Ne Mert “Burada ne işin var?” diyebildi o kırık gururuyla ne de Defne “Sana ne oldu?” diye sordu. Mert’in dudaklarının kenarında, her şeyi kabullenmiş yorgun bir tebessüm belirdi.

Defne, yirmi iki yaşındaki o kış gününü hatırladı. Babası hastanedeyken, ameliyat masraflarını ödeyemeyip koridorda çaresizce ağladığı o anı... Mert’in kimseye fark ettirmeden onun avcuna sıkıştırdığı o beyaz zarfı ve kulaklarına fısıldadığı o sözü işitti: “Bu bir borç değil Defne. Bir gün iyi olursan, hayata geri ödersin.”

Mert o gün o parayı bulabilmek için ne kadar çabalamış, kendi üniversite bursundan nasıl vazgeçmişti, Defne bunu hiçbir zaman öğrenemeyecekti.

Defne, tezgâhtaki kitaba dokundu, sayfalarını çevirdi: 

— Bu kitap... Yıllardır aradığım nüsha. Değeri çok yüksek.  Mert sustu. Defne’nin kasadan çıkarıp masaya bıraktığı paraya baktı, itiraz etmedi. Parayı aldı, kitabı orada bıraktı ve çıktı.  Kapıdaki çıngırak bir kez daha ötüp sustuğunda, dükkânda sadece yağmurun sesi kaldı.

Birkaç gün sonra, Defne dükkânı çırağına emanet edip Mert’in kaldığı o eski çatı katına gitti. Merdivenleri çıkarken yüreği sıkışıyordu; bu basamaklar ona geçmişin o dar, sıkıntılı koridorlarını hatırlatıyordu. Kapıyı vurdu.

Mert kapıyı açtı. İçeride küçük bir gaz ocağında çay kaynıyordu. Defne, elindeki muşamba paketi Mert’e doğru uzattı. Kitabı, masanın üzerine bıraktı.

Mert şaşkınlıkla pakete, sonra Defne’ye baktı. Masanın kenarında duran, kenarları aşınmış eski bir fotoğraf albümüne uzandı. Sayfalarını yavaşça çevirdi, aradan küçük bir fotoğraf karesi çıkardı. Çınar altında, yüzlerinde henüz dünyanın kiri pası yokken, yan yana durdukları o eski gün... Arkasında Defne’nin gençlik el yazısı vardı: “Dünya değişse de kalbi temiz kalanlar kazanacak.”

Mert fotoğrafı uzattı:

 — Bu bende çok uzun süre kaldı. Asıl sahibinde durmalı.

Defne fotoğrafa baktı. Gençliklerine, o iki çift göze... Sonra parmaklarının ucuyla fotoğrafı Mert’in avcuna geri itti:

 — Hayır, her zamanki yerinde dursun.

Çatı katının küçük pencerelerinden içeri ikindi güneşi sızıyordu. Toz taneleri havada asılı kalmıştı.

Mert, masanın üzerindeki kitaba, sonra kapının önünde duran Defne’ye baktı: 

— Bu kadarını yapmak zorunda değildin. Neden Defne?

Defne, gözlerini kaçırmadı: 

— O hastane koridorunda avcumda bıraktığın o zarfın sıcaklığını hiç unutmadım. Ben o günden beri o yükü taşıyorum Mert. Şimdi müsaade et de biraz hafifleyeyim.

Mert başını yavaşça salladı. Aralarında yeniden alevlenecek bir aşk, söylenecek yeni bir söz yoktu.

Defne arkasını döndü ve merdivenlerden usulca inerek caddede akan kalabalığın içine doğru yürümeye başladı. Ne Mert arkasından baktı ne de Defne geriye döndü. Sokaktan yükselen insan gürültüsü, aralarında kalan son sessizliği de usulca yuttu.



E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.