>

>

Meksika Büyükelçisi Ekselansları Javier Diaz de Leon

>

>

Meksika Büyükelçisi Ekselansları Javier Diaz de Leon

>

>

Meksika Büyükelçisi Ekselansları Javier Diaz de Leon

Meksika Büyükelçisi Ekselansları Javier Diaz de Leon

KÜLTÜREL DİPLOMASİ RÖPORTAJLARI

KÜLTÜREL DİPLOMASİ KÖŞESİ

Röportaj:Tulga Aktaç

Köklerin ve Renklerin Evrensel Senfonisi: Meksika

Dünya haritasında, sınırları yalnızca toprakla değil; efsanelerle, renklerle ve insan ruhunun en saf yaratıcılığıyla çizilmiş bazı coğrafyalar vardır. Meksika, tam anlamıyla böyle bir başyapıttır. Olmeklerin gizemli ayak izlerinden Mayaların yıldızlara uzanan bilgeliğine, Azteklerin ihtişamından sömürge döneminin hüzünlü ve çok katmanlı mirasına uzanan devasa bir mozaik... Geçmişin tüm acılarını; yaşama sevinci, sanat ve tutkuyla iyileştirmeyi başarmış, köklerine sıkı sıkıya tutunurken yüzünü tamamen modern dünyaya dönmüş, yaşayan ve dinamik bir ruh.

Diego Rivera ve Frida Kahlo’nun tuvallerinden taşan cesur mirası, çağdaş sanatın küresel kalbi kabul edilen Zona MACO sanat fuarı, sinema tarihini yeniden yazan "Üç Amigo"nun vizyonu ve Nobel ödüllü Octavio Paz’ın entelektüel derinliğiyle Meksika, küresel sanat ve kültür piyasasına yön veriyor. Bununla da kalmıyor; UNESCO tescilli köklü mutfağı, çikolatanın anavatanı olan toprakları, gizemli Mole sosu, ölümü hayatın en renkli döngüsü olarak kucaklayan Día de los Muertos (Ölüler Günü) geleneği ve Luis Barragán’ın mimarisiyle hayat bulan o meşhur Meksika pembesiyle küresel bir trend belirleyiciye dönüşüyor.

Coğrafi mesafeleri anlamsız kılan muhteşem bir kültür köprüsü kurarak, bu büyüleyici dünyanın kapılarını Ankara’da aralıyoruz.

Tulga Aktaç, Meksika'nın Türkiye Büyükelçisi Sayın Javier Díaz de León ile iki ulusun ortak tarihi ve insani reflekslerinden gastronomi mucizelerine, el dokuması huipil tekstilinden rüyalardan ilham alan fantastik Alebrijes heykellerine uzanan ufuk açıcı bir röportaj gerçekleştirdi.

Bir tabakta binlerce yıllık tarihi, duvarlarda ise küresel trendleri soluyacağınız; Büyükelçi’nin diplomatik vizyonu ve sanatsal hassasiyetiyle şekillenen bu çok özel röportajla sizleri baş başa bırakıyoruz.

Sayın Büyükelçi, öncelikle bizi ağırladığınız için teşekkür ederiz. Meksika; Olmeklerden Mayalara, Azteklerden sömürge dönemine uzanan devasa bir tarihi mozaik. Bir diplomat olarak, bu derin tarihi katmanların bugünün modern Meksika kültürünü ve küresel kimliğini nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz?

Meksika, geçmişiyle birlikte yaşayan bir ülkedir. Kadim medeniyetlerimizin mirasını sadece müzelere hapsetmedik; aksine, bu kökler günlük yaşamımızda, dilimizde ve sanatımızda nefes almaya devam ediyor. Olmeklerin gizemi, Mayaların kozmolojisi ve Azteklerin organizasyon dehası, İspanyol kültürüyle birleşerek benzersiz bir sentez oluşturdu. Bugün modern dünyada küresel bir trend belirleyiciysek, bunu binlerce yılda şekillenmiş bu taklit edilemez, çok katmanlı kültürel kimliğe borçluyuz. Geçmişin mücadelelerini derin bir yaşama sevincine dönüştüren bu dinamik ruh, bizi dünyada eşsiz kılıyor.

Sanat dünyası denildiğinde akla gelen ilk ikonik isimler şüphesiz Diego Rivera ve Frida Kahlo oluyor. Meksika aynı zamanda küresel gerçeküstücülüğün kalesi olarak da bilinir. Bu güçlü mirasın ışığında, Zona MACO gibi organizasyonlar aracılığıyla Meksika'nın bugünün küresel çağdaş sanat piyasasındaki ağırlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Frida Kahlo ve Diego Rivera, sadece Meksika sanatının değil, dünya sanat tarihinin de akışını değiştiren iki dev isimdir. Onların bıraktığı miras, Meksika'nın özgür, cesur ve avangart sanatsal ifadenin merkezi haline gelmesine yardımcı oldu. Rivera ve Kahlo sanat sahnesine çıkmadan önce bile Meksika, Amerika kıtasının yaratıcı merkezlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Sürrealizmin kurucusu André Breton'un bir zamanlar dediği gibi, "Meksika doğası gereği sürrealisttir." Bu akımla bağdaştırılan en bilindik isimler Leonora Carrington ve Remedios Varo olsa da María Izquierdo, Gunther Gerzso, Manuel Álvarez Bravo, Carlos Mérida ve Rufino Tamayo gibi diğer sanatçılar da bu hareketin birer parçasıydı.

Bu sanatsal gelenek bugün de devam ediyor ve belirttiğiniz gibi Zona MACO, dünyanın önde gelen çağdaş sanat fuarlarından biri ve şüphesiz bölgenin en önemlisi haline geldi. Meksika sadece geçmişin sanatsal dehasına sırtını dayamıyor; bugün küresel çağdaş sanat piyasasının en dinamik ve etkili oyuncularından biri olarak öne çıkıyor. Gabriel Orozco, Damián Ortega, Bosco Sodi, Abraham Cruzvillegas ve Pedro Reyes gibi sanatçılar, Meksika'yı önemli uluslararası sanat mecralarında haritaya yerleştirmeye devam eden isimler arasında yer alıyor.

Buradan gastronomiye geçmek istiyorum. Meksika mutfağı, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne giren ilk ulusal mutfaklardan biri. Çikolatanın anavatanı olan ülkenizin kadim mutfak temellerinden ve o gizemli, çok malzemeli "Mole" sosunun arkasındaki felsefeden bahseder misiniz?

Meksika mutfağı sadece bir beslenme biçimi değil, bir ritüeldir. Kökleri binlerce yıllık tarım geleneklerine; mısır, fasulye ve acı biberin kutsallığına dayanır. Bizim için yemek, aynı zamanda aile ve topluluk bağlarının bir uzantısıdır. Birçok Meksika evinde, özellikle hafta sonlarında veya kutlamalarda, yemek pişirmek saatler sürer; sürece birkaç nesil birden katılır, yemekler acele edilmeden yenir ve masadan kalkmak için kimse acele etmez. Aile yemekleri derin bir duygusal öneme de sahiptir; çünkü pek çok tarif anneanneler, anneler veya teyzeler gibi belirli kişilerle özdeşleşmiştir. Bunun Türkiye'de de yaygın olduğunu düşünüyorum. Her iki kültür de birlikte yemek pişirmenin ve yemenin, anıları korumaya ve nesiller arası sürekliliği sağlamaya yardımcı olduğunu bilir.

Bu bağlamda, bahsettiğiniz "mole" mutfağımızın adeta bir mikrokozmosudur. Kelime kökeni Náhuatl dilinden gelir ve kelime anlamıyla "sos" demektir. Bölgeye göre farklı mole çeşitleri bulunur ancak tipik olarak içinde çeşitli acı biberler, baharatlar, kuruyemişler ve çikolata dahil onlarca malzeme barındırır. Saatlerce büyük bir sabırla hazırlanır. Mole; farklı kültürlerin, lezzetlerin ve tarihlerin tek bir tabakta harmonik bir şekilde harmanlanmasını simgeler. Her porsiyonda binlerce yıllık tarihi tatmak mümkündür.

Dünyada ölümü bir yas değil, hayatın renkli bir kutlaması olarak gören çok az kültür vardır. "Día de los Muertos" (Ölüler Günü) geleneğinin arkasındaki felsefe nedir? Meksika halkı ölümü hayatın doğal bir döngüsü olarak görmeyi nasıl başarıyor?

Meksika mirasının en önemli tezahürlerinden biri, 2003 yılında UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Mirası olarak listelenmesiyle dünya çapında tanınan Ölüler Günü kutlamasıdır. Bu, İspanyol öncesi kültürler ile Katolik dininin sentezinden oluşan; aile ve arkadaşların artık aramızda olmayan sevdiklerini anmak ve onurlandırmak için bir araya geldiği bir festivaldir. Yas tutmaktan ziyade bir arada olmak, hayatı kutlamanın bir yoludur; ölümü bir yokluk olarak görmekten ziyade, bir anma günü için bize katılan canlı bir varlık olarak kabul etmektir.

Bugün yas tutma günü değildir. Akraba, arkadaş ya da ata gözyaşlarıyla karşılanamaz; bizimle bir anı paylaşmak için geri dönmektedirler, bu yüzden bunu hatırlanacak bir ana dönüştürmek bize düşer. Evlerde, mezarlıklarda ve kamusal alanlarda sunaklar (altarlar) kurulur. Maskeler, kostümler, dekoratif kâğıtlar, "pan de muerto" (ölü ekmeği) ve şekerden kafatasları yapılır; sunaklar fotoğraflarla, yiyeceklerle ve vefat eden kişinin sevdiği kişisel eşyalarla doldurulur. Ölüler Günü, Meksika'nın en önemli geleneklerinden biri haline gelmiştir; çünkü yaşamla ölüm, geçmişle bugün arasında bir bağ görevi görür. Hem mahrem hem de aynı zamanda kamusal olması yönüyle benzersizdir. Meksika hayatını kaybedenleri kutlar ve diğer tüm kutlamalarda olduğu gibi müzik, yemek ve renk her zaman mevcuttur.

Ruhu harekete geçiren Mariachi müziği ve gözlerimizi kamaştıran rüyalardan ilham alan o fantastik "Alebrijes" heykelleri... Bu iki farklı sanat formu Meksika'nın kolektif hafızasını ve hayal gücünü nasıl yansıtıyor?

Mariachi, Meksika'nın sesidir; nota dökülmüş tutku, aşk, vatana duyulan özlem ve coşkudur. UNESCO tarafından tanınan bu müzik, bizi biz yapan en güçlü bağlardan biridir. Öte yandan, Alebrijes heykelleri hayal gücümüzün sınırsızlığının bir kanıtıdır. Farklı hayvanların uzuvlarına sahip olan, tamamen rüyalardan ve vizyonlardan beslenen bu renkli, fantastik yaratıklar, zanaatkarlarımızın ellerinde şekil bulur. Biri kulağımıza, diğeri gözümüze hitap etse de hem Mariachi hem de Alebrijes aynı şeyi haykırır: Meksika'nın sınırsız yaratıcılığı ve renk aşkı.

Edebiyattan sinemaya uzanan muazzam bir entelektüel güce sahipsiniz. Nobel ödüllü Octavio Paz'ın derinliğinden, bugün Hollywood ve dünya sinema tarihini yeniden yazan "Üç Amigo"ya (Alfonso Cuarón, Alejandro G. Iñárritu, Guillermo del Toro) uzanan bu başarı hikayesinin arkasındaki sır nedir?

Sırrımız, anlatacak inanılmaz derecede güçlü ve derin hikayelerimizin olmasıdır. Octavio Paz, Meksika halkının ruhunu, yalnızlığını ve labirentlerini kelimelerle çözdü. Bugün sinemada "Üç Amigo" olarak bilinen yönetmenlerimiz de tam olarak aynı şeyi yapıyorlar: İnsanlığa, "ötekine", hayata ve ölüme dair en evrensel duyguları Meksika'nın görsel ve felsefi derinliğiyle harmanlayıp dünyaya sunuyorlar. Cuarón, Iñárritu ve del Toro sinemada yeni bir dil inşa ettiler; çünkü arkalarında ilham alabilecekleri devasa bir entelektüel ve kültürel okyanus var.

Bir görsel şölenden bahsetmişken; mimaride Luis Barragán'ın büyüleyici modernizmi, "Meksika pembesi" gibi canlı renklerin kullanımı, geleneksel el dokuması "huipil" tekstilleri ve Talavera seramikleri... Meksika'da geleneksel zanaat ve modern estetik nasıl bu kadar kusursuz bir uyum yakalıyor?

Pritzker Ödüllü mimarımız Luis Barragán; ışığı, suyu ve ikonik Meksika pembesini modern formlarla birleştirerek mimaride devrim yarattı. Barragán, çalışmaları Meksika geleneklerini çağrıştıran, duygusal tepkiler yaratmayı, mekân algısını şekillendirmeyi ve ışığı yönlendirmeyi amaçlayan canlı, kontrast renklerin kullanımıyla ayrışan sıra dışı bir mimardı. Ayrıca, gün ışığını yansıtmak, sıcaklık ve canlılık hissi yaratmak için geleneksel köylerden ve bölgesel kültürden ilham alan, artık "Barragán Sarısı" olarak bilinen kendine has bir sarı tonu da kullanmıştır.

Biz geleneği "eski" bir şey olarak görmüyoruz. Aksine gelenek, her zaman miras kalan değerler ile çağdaş araçların ve bağlamların bir karışımıdır. Asırlık Talavera seramiklerimiz ve el dokuması huipil tekstillerimiz modern tasarımcılara ilham veriyor. Meksika estetiği, geçmişin zanaatkarlığını modern dünyanın diliyle yeniden yorumlama yeteneğinden doğar. Renkten korkmuyoruz; renk, yaşama sevincimizin ve canlılığımızın bir ifadesidir.

Meksika ve Türkiye coğrafi olarak uzak olsalar da kültürel olarak şaşırtıcı derecede benzer iki ülke. Her iki toplumda da aile bağları, misafirperverlik ve köklü bir tarih son derece ön planda. Bu bağlamda, önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki kültürel diplomasiyi ve iş birliğini güçlendirmek adına ne gibi projeleriniz var?

Kesinlikle çok haklısınız. İlk bakışta Türkiye ve Meksika birbirine çok uzak görünebilir. Farklı diller, farklı tarihler, farklı gelenekler... Ancak biraz daha yakından baktığınızda, mesafe ortadan kalkmaya başlar. Türk ve Meksika insanı bir araya geldiğinde, sanki birbirlerini yıllardır tanıyorlarmış gibi bir sıcaklığı paylaşırlar. Her ikisi de zengin bir tarihe sahip, birçok önemli medeniyete ev sahipliği yapmış pek çok benzerliği olan ülkeleriz.

Büyükelçilik olarak amacımız bu benzerlikleri bir avantaja dönüştürmektir. Meksika kültürünün tanıtımı bizim için çok önemli bir rol oynuyor. Büyükelçilikler sadece siyasi kurumlar değil, aynı zamanda kültürel köprülerdir ve bizim durumumuzda, Meksika'nın zenginliğini ve çeşitliliğini Türk halkına göstermek için aktif olarak çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde Türkiye'de Meksika çağdaş sanat sergileri, gastronomi festivalleri ve sinema günleri düzenlemeyi hedefliyoruz. Aynı şekilde Türk kültürünün de Meksika'da daha iyi tanınması için çalışıyoruz. Sanat ve kültür, iki ülkemiz arasındaki en güçlü ve en samimi köprülerdir.

Son olarak, Art Hub okuyucularına ve Türk sanatseverlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz? Meksika'nın ruhunu daha yakından hissetmek isteyenler işe nereden başlamalı?

Art Hub okuyucularına ve tüm Türk dostlarımıza mesajım şudur: Stereotiplerin (kalıpların) ötesine bakın ve Meksika'yı keşfedin. Meksika'nın ruhunu hissetmek için bir Frida Kahlo tablosuna daha yakından bakabilir, Octavio Paz okuyabilir ya da otantik bir Meksika yemeğinin tadını çıkarabilirsiniz. Kültürümüzün yaşayan, dinamik ve tamamen açık ruhuyla tanışın. Kapılarımız ve kalbimiz sizlere her zaman açık. Art Hub ailesine ve size, Sayın Tulga, bu harika röportaj ve kültürümüze gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ederim.












E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

E-posta listemize katılın

En yeni içerikler ve haberlerden haberdar olmak için bültenimize abone olun.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.

Sanata değer veren, üretmek isteyen ve paylaşmayı önemseyenler için.

© 2026 — Arthub. Tüm hakları saklıdır.