ANALİZ: HEMME’NİN ÖLDÜĞÜ GÜNLERDEN BİRİ
Temmuz Köşe Yazısı

SIDDIK SERT

ANALİZ: HEMME’NİN ÖLDÜĞÜ GÜNLERDEN BİRİ
(2026 Yılı Oscar Ödülleri En İyi Uluslararası Film Kategorisi Türkiye Adayı)
Bu yıl jüri başkanlığını Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı Adana Altın Koza Film Festivalinde “En İyi Film” ödülüne layık görülen “Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri” 81. Venedik Film Festivali Orrizonti (Ufuklar) bölümünde Jüri Özel Ödülü’nün de sahibi oldu. Yönetmenliğini ve senaristliği Murat Fıratoğlu'nun yaptığı film ayrıca 2026 yılında yapılacak Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film Kategorisi”nde Türkiye’nin adayı oldu.
Filmde, domates kurutma işinde mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan Eyüp'ün, ücretini vaktinde ödemeyen ustabaşısı Hemme ile tartışması sonucu gelişen kavgasını ve ona duyduğu öfkenin ardından Hemme’yi öldürmek için öfkeden gözü dönmüş olarak Siverek kasabasında bir gün boyunca başından geçen ilginç ve trajikomik olaylar anlatılmaktadır.

Film, Urfa yöresine ait hızlı halayla başlar. Ardından domates kurutulan geniş düzlükler ve çalışan işçiler görülür.
Sıcak, sıkıntı, borç baskısı ve yorgunluk Eyüp’ü çileden çıkarmıştır. Ustabaşı Hemme’ye yevmiyesini sorar. Hemme “bakarız!” diyerek geçiştirir. Eyüp, Hemme’ye efelenince tartışma büyür ve araya girenler tarafından büyük bir kavga son anda engellenir. Eyüp, sık sık arıza yaptığı için iteklemek zorunda kaldığı mobiletine atlar ve kasabaya doğru yola çıkar. Tartışmayı ve annesine edilen küfrü gururuna yediremeyen Eyüp sinirinden mobiletinin oturağını yumruklayarak (Bu yumruk sesleri peş peşe tabanca patlama sesi gibi verilmiş ve Hemme’yi öldüreceği fikri seyirciye ifşa edilmiştir) öfke ile yola koyulur. Film bu öfke üzerine kuruludur. Öğle vakti sıcakta Siverek’e gelir. Onu yolundan ilk alıkoyan sokaktaki bir gölgelikte yemek yiyen ve onu sofralarına davet eden iki esnaftır. İçindeki öfke patlamasına engel olamayan Eyüp esnafın rahat, gamsız ve dingin halinden hoşnut olmaz ve kalkıp gider.
Eve gelir, yüklükten tabancası alır ve terli gömleğini değiştirerek yola koyulur. (Cinayet işlemeye giderken bile kıyafetini değiştirmesi Eyüp’ün kişiliği hakkında ufak bir bilgidir.) Yolda sırasıyla; bir tanıdığı onu bahçesine üzüm yemeye, yaşlı bir dede karpuzu evine kadar taşımasına yardım etmeye, müteahhitlik yapan ve yanında çalışmadığı için sürekli onu küçümseyip aşağılayan kuzeni gösteriş için onu aracına bindirip istediği yere bırakmaya zorlar. Namaza giden bir esnaf güvenilir olduğu için dükkânını ona emanet eder. Dükkânda tesadüfen karşılaştığı ilkokul arkadaşı kadın ona okuldaki başarılı günlerini hatırlatır. Bütün bu olaylar gelişirken Eyüp sabırlıdır. İşyerinden yevmiyeli çalışan yakın arkadaşı onu arar ve oğlunun trafik kazası geçirdiği için akşamki düğüne gelemeyeceğini onun yerine kendisinin gitmesini ister. Gün biter akşam olur. Eyüp çaresizce motorunu itekleyerek kasabaya döner ve düğüne katılır. Filmin final sahnesinde yine halay vardır. Eyüp’ü hasbelkader aileyi temsilen katılmak zorunda kaldığı yakın akraba düğününde halayda görürüz. Bu arada Hemme’de düğündedir. Sürpriz olarak gün içinde öldürmek için fırsat kolladığı Hemme ile asık suratla da olsa omuz omuza zorunlu olarak halaya devam eder.
Temalar ve Anlatı Yapısı açısından bakıldığında yönetmen taşrada bir kasabada geçen zamanın ve çalışma şartlarının zorluklarına mevsimlik işçilerin günlük ve sosyal yaşamlarına yönelmiş özellikle karakterin içsel çatışmalarına odaklanan anlatılar geliştirmiştir. Filmin ismi “Hemme” kimilerine tuhaf gelebilir. Merak edenler için Urfa, Diyarbakır, Mardin gibi Kürtçenin ağırlıklı olarak konuşulduğu yörelerde “Mehmet” isminin kısaca söylenirken erozyona uğramış halidir. Tıpkı Mahmut’un “Maho” veya Ahmet’in “Ahmo” diye söylendiği gibi.
Filmin açılış ve kapanış sahnelerindeki halay sahnesinde olduğu gibi yerinde sayan ve kendini tekrarlayan bir hayatın filmidir. Aslında tür olarak dram olan film sonlara doğru trajikomik bir hal alıp kara komediye dönüşür. Film daha başlar başlamaz izleyicide sıkışmışlık, çaresizlik ve kısır döngünün içinde olduğu hissi uyandırır. Ardından sinemaseverlerin yakından bildiği ve hemen aynı sıkışmışlık duygusuyla seyrettiği Abbas Kiyarüstemi’nin “Arkadaşımın Evi Nerede?” filmine çağrışım yapar. Filmin konusu aslında “Arkadaşımın Evi Nerede” filmine paralel bir kurgu gibi algılanabilir. Her iki filmde de bir çatışma ve o çatışmayı çözmek isteyen kahramanın yakın çevresiyle giriştiği içsel bir savaş ve sonunda önüne çıkan engellerle çatışamayıp pes edişi anlatılır. O filmde yanlışlıkla arkadaşının defterini alan kahramanın ödevini yapamayacağı için öğretmeninden azar işiteceğini düşünür ve evinin yerini bilmediği arkadaşının defterini bir an önce ona ulaştırmaya çabalarken önüne en yakını kişilerce (anne, baba, dede) çıkarılan engelleri aşmaya çabalar.
“Arkadaşımın Evi Nerede?” filminde, yaşlı adam ona aradığı evi göstereceğini söyleyerek çocuk kahramanı uzun süre oyalar. Bu yaşlı adam ve yavaşlık metaforu Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri filminde de oldukça başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Filmde karpuz satın alan yaşlı adam onu evine kadar götürmesi için Eyüp’ten yardım ister. Tez canlı, hırslı, aceleci ve öfkeli Eyüp tanımadığı bu yaşlı adama saygısından dolayı hayır diyemez ve yavaş hareketlerle ona ayak uydurmaya çabalar. Yaşlı adamın çileden çıkaran kaplumbağa hızında tavırları kahramanın amacının önüne bir engel çıkardığı için izleyicide sıkışmışlık hissi yaratır.
Oyuncu kadrosunda yöre halkı ve yönetmenin akrabalarının yer alması, filmin belgeselvarî realizmini güçlendirir. Saha gerçekliği ve doğallık, karakter psikolojisi ile toplumsal sınıf gerçekliğini birleştirir. Film, karakter çözümlemeleri açısından incelendiğinde ana karakter Eyüp yoksul, borçları olan, içine kapanık, sessiz ve dik başlı biridir. İzmir’de tutunamadığı için iki çocuğu, eşi ve hasta annesiyle Siverek’e dönmüş ve burada domates kurutma işinde yevmiyeli mevsimlik işçi olarak çalışmak- tadır. Ücret konusunda tartışmaya girdiği Hemme’yi öldürme planının önüne birtakım engeller çıkar. Bu engeller hümanist kişiliğinin, iyi huylu ve merhametli iç dünyasının ortaya çıkardığı ve kimseye hayır diyemediği bir karaktere sahip olmasıdır. Diğer ana karakter Hemme kendi halinde sakin yapılı bir ustabaşıdır. İşçileri hızlı çalışmaları için sürekli uyarır. Eyüp’ün dik başlı tavırlarından oldukça rahatsızdır.
Sinematografi ve görsel anlatım filmde sade, minimalist bir sinema dili kullanır.

Karmaşık kurgu yerine basit doğal sahneler, gösteriş yerine içsel yoğunluk, müziğin az veya seçici kullanımıyla sessiz bir atmosfer vurgusu öne çıkar. Bu yaklaşım, karakterin içsel dünyasını doğrudan seyirciye hissettirmeye dayanır. Filmde görsel dil baskındır. Mekân seçimleri doğal, ışık kullanımı karakterlerin ruh halini yansıtacak düzeydedir. Film epizotlarla ilerler. Hemme’yi öldürmek için yola koyulan Eyüp’ün içsel huzursuzluğu öfkesi ve sonunda aldığı kararın çevresinde rastladığı çoğu tanıdık insanlar tarafından geciktirilmesi anlatılır. Sanat sinemasının gereği olarak her sahne kendi içinde neredeyse özerk bir bütün oluşturur. Eyüp’ün filmin başında karpuz taşıdığı ihtiyar adamla olan ilişkisi başta olmak üzere sekanslar ayrı birer kısa film niteliğindedir. Film ilerledikçe Eyüp’ün ruh halinin değişimi ve bu değişimde onu yolundan alıkoyan insanların saflığı/samimiliği göze çarpar. Film boyunca belirsizlik hâkimdir. Eyüp’ün Hemme’yi öldürüp öldüremeyeceğinin heyecanı her sekansta artarak devam eder. Eyüp, Siverek’e evine tabanca almaya giderken motoru sık sık arızalanır. Bu sahneler genel çekim planında “plan sekans” olarak çekilmiş, kesme yapılmayarak planların süresi özellikle ve oldukça uzun tutulmuştur. Kamera sabit ve tempo özellikle düşüktür.
Görüntü yönetmeni Semih Yıldız’ın oldukça başarılı çalışması olan film sıcak bir yaz gününde geniş uçsuz bucaksız bir düzlük alanda kurutulmak üzere naylonlara serilmiş domateslerden açılır. birkaç dönümlük bir tarlada oldukça etkileyici bir açılış sahnesi olan bu genel plan mevsimlik işçi Eyüp ve birkaç arkadaşının domateslere avuç avuç tuz atma sahnesidir. Güneşin altında gerçekleşen bu planda renk ve kompozisyon mükemmele yakındır. Kamera Eyüp’e yakın plan aldığında bir huzursuzluğun varlığına şahit oluruz. Gündelik işçilerin yevmiyelerinin uzun süredir verilmediği ustabaşı Hemme’nin de işlerin bir an önce bitirilmesi için işçilere baskısı görülür.
Sinematografiyi iyi yöneten Fıratoğlu çekim ölçeği olarak genellikle genel ve uzak plan çekimleri tercih etmiş bu da özellikle kurutulmuş domates tarlasını görsel şölene dönüştürmüştür. Çok az kullandığı yakın planlar ise yalnızca karakterlerin duyguları göstermeye değil adeta karakterlerin “içini oyup açmaya” yöneliktir. Yönetmenin yer yer doğa tasvirleri domates kurutulan alana ve ekin tarlalarına genel planlarla uzun tasvirleri sinematografik yaklaşımını gösterir.
Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, sessizliğin konuşmaktan çok daha fazla şey ifade ettiği bir film. Sade, minimalist bir sinema dili kullanılmıştır. Karmaşık kurgu yerine doğal sahneler, gösteriş yerine içsel yoğunluk, müziğin az veya seçici kullanımıyla sessiz sakin bir atmosfer vurgusu öne çıkar. Bu yaklaşım, karakterin içsel dünyasını doğrudan seyirciye hissettirmeye dayanır. Eyüp’ün sessizliği, hem gizli bir güç hem de bir tehdittir. Fıratoğlu’nun müziği minimal kullanımı, gerilimi daha içsel ve soyut bir düzeye taşımıştır.

Filmde kullanılan hızlı halay sahnelerinin müziğini yapan Bismilli Zeko harika bir iş çıkartmıştır. Bir sekansta geçen çizgi film Heidi’nin müziği ise belirli bir yaşın üzerindeki seyirciler için tam bir nostalji tadındadır.
Filmin yapısı parçalı ve kesintili olmayan doğrusal bir anlatıya sahiptir. Zamanın akışı belirli ve neredeyse uzama paralel olarak devam eder. Filmde rüyalar, anılar, hayaller ve flashback anlatılar olmayışı izleyiciyi karmaşıklıktan kurtarır. Kurguda ani kesmeler ve tekrarlanan görüntüler hemen hiç yok gibidir. Zaten olay örgüsü de öfke şiddete dönüşecek ve kan dökülecek beklentisi üzerinden gelişir.
Sembol ve Mitler Filmde doğrudan sembolik bir anlatım bulunmakla birlikte, anlatının yapısını derinleştiren dikkat çeken tekrar eden birkaç motif vardır. Bunlar ilk sahnede işçilerin domatesleri kuruttuğu sıcak alan, acı, emek ve kırılganlık metaforuna dönüşür. Güneşin altında çalışmak, fiziksel zorlanmayı psikolojik baskıyla eşleştirir. Doğal unsurlar karakter psikolojisinin içeriğine eşlik eder. Film bir öfke üzerine kuruludur. Sürekli arıza yapan motosiklet bir motif olarak kullanılmıştır. Ayrıca uçuşan naylon poşetler ve pamukçuklar hayatın akışını ve zamanın geçişini sembolize etmektedir. Filmin doruk sahnesinde Eyüp bir parkta banka oturup kendi iç sesini dinlemeye/sorgulamaya baş- lar. Zihninde birçok soruya yanıt ararken önündeki boş kola kutusuna sürekli tekme atan insanlar görülür. Aylak bir adam tekme attığı kola kutusunu eline alıp tekrar eski yerine ve eski haliyle koyar. Bu motif ünlü yönetmen Krzysztof Kieślowski’nin “Dekalog” serisindeki birçok filminde sürekli aynı şeyleri yapan ilgisiz bir karakterin ekranda kısa süreliğine görünmesini andırır. Hikâyeye doğrudan müdahale etmeyen ama seyirciyi rahatsız edecek kadar “orada olan” figürler, serinin en çok tartışılan bilinçli anlatı araçlarından biridir. Hikâyeye katkı sunmayan bu figürler “alakasız” değil; tam tersine fazlasıyla anlam yüklü figürlerdir. Bu figür literatürde genellikle “Sessiz Tanık” olarak anılır.
Yine Kieślowski sinemasında yaşlı bir kadının çöp kutusuna şişe atma motifi, yönetmenin en bilinçli ve en ısrarlı şekilde tekrarladığı sembollerdendir. Bu sahne tesadüf değildir. Sürekli tekrardan Kieślowski’nin amacı seyirciye ahlaki ders vermek değil onu aynı sınavla tekrar tekrar karşılaştırmaktır. Yönetmen Fıratoğlu’nun bu sahnede kullandığı tekmelenen boş kola kutusu sembolü Kieślowski’den esinlenerek karakterin empati ve kişisel değişimini ve dönüşümünü anlatır. Eyüp’ün planı film boyunca bir vicdan ve öfke ikilemi gibi çalışır. Başlangıçta intikam düşüncesi ağır basar. Yolculuğun ilerleyen sahnelerinde küçük karşılaşmalar (Özellikle ilkokul arkadaşı kadına rastlaması), sessiz gözlemler ve çevresel durumlar karakterin empati ve kişisel dönüşümünü etkiler. Film bu yönüyle bir intikam öyküsü olmaktan çıkar ve karakterin içsel arayışına odaklanır.
Filmi tematik olarak okuyacak olursak ölüm bir olay değil, durumdur... Filmde ölüm: Şaşırtıcı değildir, sarsıcı bir dramatik zirve yaratmaz, hayatın akışını bozmaz. Bu yaklaşım, taşrada ölümün olağanlığına işaret eder. Ölüm burada bir son değil, hayatın zaten sürmekte olan ağır temposunun bir parçasıdır. Bu yönüyle film, modern sinemanın “ölümü estetize eden” tavrına karşı, sessiz ve etik bir duruş sergiler.
Fıratoğlu Filmografisinde “Hemme’- nin Öldüğü Günlerden Biri”
Asıl mesleği avukatlık olan yönetmen Murat Fıratoğlu’ndan oldukça başarılı ve mükemmel bir ilk film. Filmdeki karakterlerin hemen hepsi yerel halktan oluşuyor. Hatta çoğu oyuncu yönetmen Murat Fıratoğlu’nun yakın akrabası. Mekânlar genellikle Siverek’in dar sokakları. Filme fazla bir harcama yapılmadığı kendini hemen belli ediyor. Bu anlamda yönetmenin ticari sinema yerine sanat sineması yapma yönündeki tercihinin ilk emarelerini oluşturuyor.
“Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri” küçük bir bütçe ve sınırlı olanaklarla senaryosu gerçek hayatın bir kesiti olan, görselliği yüksek, kamera ve çekimler iyi, kurgusu sağlam güzel bir film yapılabileceğinin eni iyi örneği. Bu film, klasik dramatik anlatının ötesine geçerek toplumsal adaletsizliği bireysel bir öyküyle ilişkilendirir. İçsel öfke ve vicdan çatışmasını sessiz sinema diliyle işler ve yerel gerçekliği evrensel temalarla buluşturur. Filmin sonunda şu atasözünün her zaman gerçekleşmediğine tanık oluruz. “Öfkeyle kalkan her zaman zararla oturur!” Türk sinemasında taşra anlatılarının giderek klişeleştiği bir dönemde, Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri az konuşarak çok şey anlatan filmler arasında özel bir yere yerleşir.














